Toprağın Üstündeki Yaşam mı, Altındaki Maden mi?

3

Muğla bir turizm kenti olmanın ötesinde ormanıyla, su varlığıyla, tarımıyla ve kültürel hafızasıyla yaşayan bir ekosistem bütünüdür. Ancak son dönemde tartışılan madencilik düzenlemeleri, ormanların “orman vasfı dışına çıkarılması” uygulamaları ve milli parkların koruma statülerine ilişkin değişiklikler, bu bütünlüğü tehdit ediyor.
Akbelen’den Yükselen Ses
Akbelen Ormanı ve İkizköy Türkiye’nin çevre gündeminde sıradan başlıklar olmanın ötesine geçti. Bu iki yer, sadece ağaçların değil; toprağın, suyun ve bir yaşam biçiminin savunusunun simgesi haline geldi. Akbelen’de kesilen her ağaç, aslında Muğla’nın su döngüsünden, tarımsal üretiminden ve kırsal kültüründen bir parçayı da götürüyor. Orman vasfının kaldırılması; hukuki bir terim gibi görünse de ekolojik karşılığı çok daha ağır. Ormanlar havadaki karbonu tutuyor, yeraltı sularını besliyor  ve bulunduğu yerin iklimini dengeliyor. Bu denge bozulduğunda zarar sadece bir köyü ya da bölgeyi değil, bütün su havzasını etkiliyor.
Milli Parklar ve Yüksek Biyoçeşitlilik Riski
Muğla’nın doğal mirası yalnızca Akbelen’le sınırlı değil. Marmaris Milli Parkı ve Saklıkent Kanyonu gibi alanlar, yüksek biyoçeşitlilik değerine sahip ekosistemler.  Endemik türler, hassas habitatlar ve su kaynakları bu alanların temel zenginliğini oluşturuyor. Bu bölgeler statü değişikliğiyle karşı karşıya kaldığında, geri dönüşü olmayan kayıplar yaşanabilir. Oysa Muğla’nın turizm potansiyeli doğallığından beslenir. Sürdürülebilir turizm koruma-kullanma dengesini gözeten, yerel halkı sürece dâhil eden ve doğanın taşıma kapasitesini aşmayan bir anlayış gerektirir.
Su Varlığı ve Ekosistem Zinciri
Madencilik en çok suya dokunuyor, maden açıldığında yerin altındaki su azalıyor, kuyular kuruyabilir. Burası Muğla. Yaz gelince nüfus üçe beşe katlanıyor. Oteller, evler, tarlalar herkes suyu kullanıyor. Peki ya ormanlar? Orman gidince yağmurun düzeni de şaşıyor, zira toprak suyu tutamıyor, seller oluşuyor. Doğanın dengesi bozulursa etkisi her yere yayılıyor.
Yerel Yönetimler ve Halkın Söz Hakkı
En temel sorunlardan biri de düzenlemelerin yerel yönetimlerin ve yöre insanının görüşü alınmadan hazırlanması. Oysa Muğla’nın kırsal mahallelerinde yaşayan yurttaşlar, bu toprakların gerçek sahipleri ve koruyucularıdır. Planlama süreçlerinde belediyelerin, meslek odalarının, kooperatiflerin ve yurttaş inisiyatiflerinin görüşü alınmadığında, ortaya çıkan kararlar toplumsal meşruiyet sorunu yaşıyor.
Madencilik Baskısı
Bugün Muğla’da yaşananlar sadece bir çevre tartışması olmanın ötesinde. Ormanların daraltılması, su kaynaklarının riske atılması, milli parkların koruma kalkanının zayıflatılması… Bütün bunlar bir araya geldiğinde insanın aklına tek bir cümle geliyor: ‘Muğla’da madencilik baskısı giderek artıyor.’ Bu baskı masa başında alınan kararlarla yapılıyor. Toprağın üstündeki yaşam, yerin altındaki maden uğruna geri plana itiliyor. Oysa Muğla’nın gerçek zenginliğini toprağın altındaki maden değil, toprağın üstündeki yaşam oluşturuyor.

Haberi Paylaş