Türkiye siyasetinin inişli çıkışlı tarihinde kurultaylar genellikle birer hesaplaşma, birer yüzleşme anıdır. Ancak Cumhuriyet Halk Partisi’nin 39. Olağan Kurultayı, bundan biraz daha fazlasıydı: Bir partinin kendi geçmişiyle, kendi yarınlarıyla ve en önemlisi kendi cesaretiyle yüzleşme girişimi. Özgür Özel’in açılış konuşmasıyla başlayan bu süreçte, 17 yıldır el sürülmeyen Parti Programı ve tüzük, uzun bir aradan sonra yeniden yazıldı. Delegelerin oy birliği, Türkiye’de siyaset geleneğine aşina olan herkes için şaşırtıcı bir sahneydi; zira bu ülkede “oy birliği”, çoğu zaman gerçek bir uzlaşıdan ziyade bir zorunluluğa işaret eder. Fakat bu kez durum farklıydı: CHP, kimliğini güncellemekte gecikmiş de olsa, gecikmişliğin ağırlığını taşıyan bir kararlılıkla hareket etti. Özgür Özel’in “Bu program milletin programıdır” sözleri kulağa alışıldık gelse de, alt metin daha derindi: CHP ilk kez uzun süredir, iktidara değil kendi içine konuşmayı bırakıp topluma, yani olması gereken yere, hitap etmeyi seçti.
Devletin Restorasyonu ve Sosyal Devlet
Yeni program, iki geniş eksende okunabilir: Birincisi, devleti ve kurumlarını “normalleştirme” çabası. Bu başlıkta askeri okulların yeniden açılması, komuta kademesinin yeniden tanımlanması, polislere sendika hakkı gibi düzenlemeler yer alıyor. Türkiye’nin güvenlik mimarisinin son yıllarda geçirdiği dönüşüm düşünülürse, CHP burada muhafazakâr bir restorasyon kadar, demokrasi vurgusu taşıyan bir düzeltme arayışına da giriyor. İkinci eksen ise daha iddialı: sosyal devletin yeniden kurulması. Temel Vatandaşlık Geliri’nden işsizlik fonunun amaç dışı kullanımına sınır getirilmesine, okullarda ücretsiz yemek ve su dağıtımından köy okullarının yeniden açılmasına uzanan geniş bir çerçeve…
Siyasette bu tür vaatler merkez solun klasik bagajıdır, fakat Türkiye’de bunlar hâlâ radikal ve çoğu zaman ‘ütopya’ başlığı altında tartışılır. Bir ülkenin refahını tartışırken, artık yalnızca büyüme rakamları değil, o rakamların toplumun hangi kesimlerine ulaştığı da önem taşıyor. CHP’nin yeni programı bu soruya oldukça net cevaplar veriyor: Daha az eşitsizlik, daha çok kamu yatırımının toplumun dezavantajlı kesimlerine yönelmesi.
Tüzükte Derin Bir Mühendislik
Kurultayın daha az görünür ama siyasi açıdan daha yankı uyandıracak kısmı tüzük değişiklikleriydi. Parti Meclisi’nin genişletilmesi, yakın geçmişte yaşanan temsil tartışmalarının ardından “daha kapsayıcı bir vitrin” çabasının parçasıydı. Fakat asıl stratejik hamle, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisinin kurulmasıydı. Bu adım, CHP’nin yıllardır en büyük zayıflığı olan “son dakika aday arayışı” gerçeğini sonlandırmayı amaçlıyor. Türkiye’de cumhurbaşkanlığı seçimleri artık yalnızca bir adayın değil, kurumsal ve profesyonel bir kampanyanın ürünü. CHP nihayet bu gerçeği kabul ediyor. Gençlik kotasındaki düzenleme, belediye şirketlerinde görev yapanların adaylığının sınırlandırılması gibi kararlar ise partinin iç barometresini yeniden dengeleme çabası olarak okunabilir.
Fotoğrafla Verilen Mesaj
Kurultay salonunda Özgür Özel’in yanında Muharrem İnce, Murat Karayalçın ve tutuklu Ekrem İmamoğlu’nun eşi Dilek İmamoğlu’nun oturması; Türk siyasetinde nadir görülen bir mesaj taşıyordu: Parti içi yaralar görünürde sarıldı. Gerçekte sarıldı mı? Bu sorunun cevabı hâlâ muallak. Ama CHP bu kurultayda en azından bir görüntü sunmayı başardı: Birbirinden uzaklaşmış parçaların yeniden temas ettiği bir an.
Bir tespitle bitirelim. CHP’nin bu adımı radikal bir dönüşüm değil, daha çok gecikmiş bir güncelleme. Yeni programı ve tüzüğüyle siyasi hattını yeniden tanımlayan CHP, bu yeni çerçeveyle 2028’e uzanan süreci parti içinde daha disiplinli bir örgütlenmeyle şekillendiriyor.
Özgür Özel’in yeniden genel başkan seçilmesini yarın ele alacağımızı belirtelim. Parti Meclisi’ne seçilen Süreyya Öneş Derici’yi ve Yüksek Disiplin Kurulu Üyeliğine seçilen Av. Remzi Kazmaz’ı kutlayalım…




