CHP’de yaşanan kriz artık yalnızca bir genel başkanlık tartışmasının sınırlarını aşmış durumda. Parti içinde süren gerilim, bir yandan hukuki tartışmalarla şekillenen “mutlak butlan” süreci üzerinden ilerlerken diğer yandan örgüt iradesinin nasıl tecelli edeceği sorusunu da siyasetin merkezine taşıyor.
Özgür Özel’in 26 Mayıs’taki İzmir mitinginde Kemal Kılıçdaroğlu’na yaptığı çağrı bu nedenle sıradan bir çıkış değildi. Özel, iki milyon CHP üyesinin katılımıyla doğrudan genel başkan seçimi yapılmasını önererek tartışmayı delegasyon sisteminden tabana taşıma hamlesi yaptı. Kemal Kılıçdaroğlu ise bu öneriye, “Genel başkanın nasıl seçileceği belli. Siz kurultayı devre dışı bırakamazsınız. Genel başkanları kurultaylar seçer” yanıtını verdi. Böylece CHP’deki mücadele daha net bir hatta oturdu. Bir tarafta mevcut tüzük ve kurultay düzenini savunan geleneksel yapı, diğer tarafta örgütün doğrudan söz sahibi olmasını isteyen yeni siyasal yaklaşım bulunuyor.
Tam da bu atmosferde CHP Muğla İl Başkanlığı’nın aldığı karar dikkat çekici bir siyasal anlam taşıyor. Muğla’da 1 Haziran Pazartesi günü 13 ilçede eş zamanlı üye toplantıları düzenlenecek olması yalnızca teknik bir organizasyonun ötesinde parti tabanına dönük açık bir siyasal mesaj niteliği taşıyor. İl Başkanı Nail Kızıl’ın açıklamasında kullanılan “örgüt iradesi”, “ortak akıl”, “görüş ve öneriler” gibi ifadeler, CHP’de karar süreçlerinin yeniden üyeler üzerinden tanımlanmak istendiğini gösteriyor.
Aslında Muğla’daki tablo, Türkiye genelinde yaşanan tartışmanın küçük bir özeti gibi duruyor. Çünkü bugün CHP’de asıl mesele yalnızca kimin genel başkan olacağı değil, partinin nasıl yönetileceği meselesidir. Delegelerin belirlediği kapalı yapı mı devam edecek, yoksa üyelerin daha doğrudan söz sahibi olduğu yeni bir model mi oluşacak?
Bu nedenle Muğla’daki toplantılar sadece yerel örgüt buluşmaları olarak okunmamalı. Bu toplantılar aynı zamanda Özgür Özel’in siyaseten açtığı hattın örgütlerde karşılık bulup bulmadığını gösterecek önemli bir test niteliği taşıyor.
CHP tabanı uzun süredir yalnızca seçim sonuçlarını değil, karar alma süreçlerini de tartışıyor. Parti örgütlerinde yükselen temel talep ise daha fazla katılım, daha fazla şeffaflık ve daha güçlü bir üyelik mekanizması. Özgür Özel’in “iki milyon üye” çıkışı da tam olarak bu zemine yaslanıyor.
Soru şu: CHP yönetimi örgütün sesini gerçekten karar süreçlerine taşıyabilecek mi, yoksa bu toplantılar yalnızca mevcut gerilimi kontrol etmeye yönelik geçici organizasyonlar olarak mı kalacak?
CHP’de yaşanan kriz partinin gelecekte nasıl bir siyasal kimlik ve yönetim modeliyle yoluna devam edeceği noktasına geldi. Herkes kurultay istiyor, kurultaya işaret ediyor. Bir tarafta kurultayın yasal zeminde yapılması gerektiğini savunan ve tedbir kararına sığınan Kemal Kılıçdaroğlu, diğer tarafta olağanüstü kurultaya örgüt iradesiyle gidilmesini öneren, örgüt iradesini merkeze koyan Özgür Özel…
İşte tam da bu noktada Muğla’da başlayan örgüt buluşmaları CHP’nin geleceğine dair verilen siyasal bir mesaj olarak görülmeli…




