Milaslı Köylüler Kurumlara Seslendi

7

Muğla’nın Milas ilçesinde uzun süredir bir mücadele yaşanıyor. Bu mücadele yalnızca birkaç köylünün toprağını savunma çabasının ötesinde doğa, tarım ve yaşam hakkı üzerine yürüyen çok daha büyük bir tartışmanın parçası oldu. Akbelen Ormanları çevresinde termik santral için genişletilmek istenen maden sahasına karşı direnen İkizköylüler, Çamköylüler ve Karacahisarlılar bu kez seslerini Milas’ın kurumlarına duyurmak için sokağa çıktı. “Milas zeytinine sahip çıkıyor” çağrısıyla düzenlenen eylemde köylüler Milas İlçe Tarım Müdürlüğü, Ziraat Odası Başkanlığı, Milas Ticaret ve Sanayi Odası Başkanlığı önünde ve Kapalı Pazar Yeri’nde bir araya geldi. Bir gün içinde dört ayrı noktada gerçekleşen eylemlerin ortak mesajı ise aynı oldu: “Milas’ın zeytini sahipsiz değildir. Toprak bizimdir. Milas bizimdir.” İkizköy Mahalle Muhtarı Nejla Işık’ın yaptığı açıklama yalnızca bir protesto konuşması olmadı, aynı zamanda bir itirazın ve isyanın ifadesi oldu.
Zeytinlikler ve köyler tehdit altında
Işık’ın sözleri köylülerin kaygısının yalnızca birkaç ağacın kesilmesiyle sınırlı olmadığını ortaya koydu. Sorunun çok daha büyük olduğunu söyledi: zeytinliklerin yok olması, köylerin boşalması ve tarımsal yaşamın sona ermesi ihtimali. Yüzyıllardır bu topraklarda zeytin yetiştiren köylüler için zeytin yalnızca bir ürün olmadı; geçim kaynağı, kültür ve kuşaktan kuşağa aktarılan bir miras oldu. Köylüler madencilik faaliyetleri nedeniyle binlerce zeytin ağacının kesildiğini ve verimli tarım topraklarının geri dönüşü zor bir yıkıma uğradığını dile getirdi. 10 Ocak 2026 tarihinde yayımlanan acele kamulaştırma kararının ardından bazı köylerin tamamen ortadan kalkabileceği yönündeki endişe de büyüdü. Daha önce de ifade ettiğimiz gibi bu tablo, Türkiye’de son yıllarda sıkça tartışılan “enerji yatırımı –  tarım ve doğa dengesi” meselesinin en çarpıcı örneklerinden biri oldu.
“Zeytini koruması gerekenler sustu”
Köylülerin tepkisi yalnızca şirkete yönelmedi. En sert eleştiriler yerel kurumlara yöneldi. Nejla Işık konuşmasında özellikle zeytini ve üreticiyi koruması gereken kurumların sessiz kaldığını söyledi. Köylüler, defalarca kurum temsilcilerini köylerine davet ettiklerini, dinamitlerin patladığı sahaları ve çatlayan evleri göstermek istediklerini anlattı. Ancak bu çağrıların karşılık bulmadığını ifade ettiler. Işık, yaşanan hayal kırıklığını şu sözlerle dile getirdi: “Milas’ın zeytini tehdit altındayken bizi duymayan kurumlar bu şirketle iç içe, yan yana, Ramazan ayında iftar sofralarında buluşabiliyor.” Bu sözler yalnızca bir eleştiri olmadı; aynı zamanda kamu kurumlarının tarafsızlığına yönelik güçlü bir sorgulama olarak değerlendirildi.
Zeytin bir ürün değil, kimlik oldu
Milas zeytini yalnızca bölgesel bir tarım ürünü olarak görülmedi. Türkiye’de coğrafi işaretle tescillenmiş önemli bir değer oldu. Bu nedenle köylüler açısından mesele yalnızca ekonomik bir konu olmadı aynı zamanda kültürel bir kimlik meselesi haline geldi. Nejla Işık konuşmasında bu durumu şu sözlerle ifade etti: “Milas’ın zeytini sadece bir ürün değildir. Bu toprakların kimliğidir. Bugün zeytin giderse yarın Milas gider.” Bu sözler Türkiye’de giderek büyüyen bir kaygının ifadesi olarak yorumlandı. Tarım alanlarının madencilik ve enerji projeleri karşısında daralması, kırsal yaşamın sürdürülebilirliğini de tartışmalı hale getirdi.
Anayasa vurgusu yapıldı
Eylemin dikkat çeken noktalarından biri de yapılan çağrının hukuki çerçevesi oldu. Nejla Işık konuşmasının sonunda kurumlara açık bir çağrıda bulundu ve şu sözleri söyledi: “Bu yanlış yoldan geri dönün. Milas’a ihanet etmekten vazgeçin. Anayasaya uyun. Bir şirkete değil yurttaşlara hizmet edin.” Bu sözler çevre mücadelesinin yalnızca ekolojik bir mesele olmadığını, aynı zamanda hukuki bir zeminde de yürütüldüğünü gösterdi.
Bir tespitle bitirelim. İkizköylülerin, Çamköylülerin ve Karacahisarlıların seslerini yükselttiği gün, kurumların sessizliği ile sona erdi…

Haberi Paylaş