Bu hafta kültür ve sanat ekseninde şekillenen bir yayın dizisiyle okur karşısındayız. Haftaya Yüksel Aksu sinemasıyla başladık, Mabolla’nın 50. kuruluş yılı kapsamında düzenlenen caz konseriyle bu hattı sürdürdük. Ardından, kentin kültürel hafızasından düşen ya da bilinçli biçimde geri plana itilen etkinliklere dikkat çeken bir köşe yazısıyla alanı genişlettik. Bugün ise Muğla’nın kültür yaşamında önemli bir iz bırakan Memiş Günüç anısına düzenlenen etkinliği ele alıyoruz. Yarın, festival ve şenliklere yönelik takvim değişikliği önerimizi paylaşarak haftayı tamamlamayı hedefliyoruz. İyi okumalar…
***
Kentler yalnızca binalardan, meydanlardan, sokak isimlerinden ibaret değildir. Kent dediğimiz şey, asıl olarak hafızadır. O hafıza bazen bir mekânda çalınan sazda, bazen Arasta’da yükselen şarkıların, türkülerin sözlerinde, bazen de geceyi ayakta tutan isimsiz emekçilerin sesinde yaşar. Muğla için bu hafızanın güçlü seslerinden biri de hiç kuşkusuz en olgun döneminde yaşamını yitiren Memiş Günüç’tür.
Bir Hafıza Emekçisi Memiş Günüç
Memiş Günüç’ü sadece bir müzisyen olarak tanımlamak eksik kalır. O, Ege’nin ve özellikle Muğla yöresinin türkülerini derleyen, kayıt altına alan, icra eden; yani bir kültürü bugüne taşıyan bir hafıza emekçisiydi. Çok küçük yaşlarda ailesiyle başladığı müzik yolculuğu, onu yalnızca sahnelere değil, kentin belleğine taşıdı.
Geceleri Ayakta Tutan İsimsiz Aktörler
Bir yanda yöre türkülerini titizlikle derleyip albümlere dönüştüren bir usta, diğer yanda Muğla’nın gece yaşamına sesiyle, sazıyla damga vuran bir isim… Bugün “gece hayatı” diye konuştuğumuz şeyin arkasında, çoğu zaman adı afişlere yazılmayan ama kenti canlı tutan insanlar vardır. Memiş Günüç, işte o görünmeyen aktörlerden biriydi. Gecenin ritmini, kentin ruhunu, insanın duygusunu taşıyanlardandı.
Dokuz Albüm, Bir Kültür Israrı
Tam 9 albüm… Bu sayı, yalnızca bir üretkenliğin değil; bir inancın, bir bağlılığın ve bir kültür ısrarının göstergesidir. O albümlerle türküler Muğla’dan çıktı, Ege’yi aştı, ülkenin dört bir yanına ulaştı. Dönemin teknolojisiyle çoğaltılan binlerce kasette “Ege’nin Bülbülü” olarak tanındı, sevildi. Birçok türküye onun sesiyle aşina olduk, onun yorumu ile sevdik.
Bir Ses, Bir Anlatı
Aynı zamanda bir hafız olan Memiş Günüç’ün yorumunda şarkı, ezgi olmanın ötesinde nameli bir anlatıya dönüşürdü. Kendine has üslubuyla seslendirdiği eserler, artık yalnızca bireysel bir yorum değil, kentin kültür envanterinin parçasıydı.
Muğlalı Olmak
Belki de en önemlisi şuydu: Bütün albümlerini “Muğlalı Memiş Günüç” adıyla çıkardı. Muğlalı olmayı bir sıfat değil, bir kimlik olarak gördü. Aidiyetini gizlemedi, aksine gururla taşıdı. Bugün kentlilik üzerine sayısız teori konuşulurken, Memiş Günüç bunu sessizce, sahnede ve şarkılarda yaptı.
Bir Anma, Bir Devamlılık İlanı
Bir yerel müzisyeni anmak; aslında bir kenti kendine hatırlatmaktır. Kentin sesini, hikâyesini, insanını unutmamaktır. Bu yüzden böyle anmalar yalnızca nostalji olmanın ötesinde bir kent bilinci meselesidir. Çünkü kenti kent yapan, yolları değil; o yollardan geçen, o şarkıları ve türküleri söyleyen insanlardır.
Güzel Bir İnsanı Anarken
Memiş Günüç, Muğla’yı Muğla yapan değerlerden biridir. Onun adının verildiği bir parkta, anısına düzenlenen etkinlikte onun seslendirdiği türkülerin usta yorumcular tarafından yeniden söylenmesi bir hatırlama olduğu kadar bir devamlılık ilanıdır. Kent hafızasına sahip çıkılan etkinlikler çerçevesinde Memiş Günüç’ün adına yakışır bir şekilde sazlı-sözlü anılmasına katkı koyan herkesi ve Menteşe Belediyesi’ni kutlayarak bitirelim. “Ege’den Saklı Türküler” albümündeki “Güzel Muğlalım” şarkısında olduğu gibi; Memiş Günüç, güzel bir insandı…




