Muğla’yı sinemada bu kadar “Muğla” yapan bir adam düşünün. Dondurmam Gaymak’ta Arasta’nın gölgesini, Entelköy Efeköy’de Ege’nin inadını, İftarlık Gazoz’da çocukluğun masumiyetini perdeye taşıyan bir yönetmen…
Barışı, hoşgörüyü, birlikte yaşamayı; üstelik Muğla şivesiyle anlatan Yüksel Aksu. Şimdi bakıyoruz, Bak Postacı Geliyor filminin galası İstanbul’da yapılmış.
Muğla kamuoyunda hafif bir homurtu, orta karar bir kırgınlık, “Bu da bize yapılır mıydı?” tonunda bir sitem… Ama bi duralım. Biz Muğlalılar bu işleri nasıl isteriz? Film Muğla’da çekilecek, hikâye Muğla’yı anlatacak, oyuncular Muğla ağzıyla konuşacak ve gala da Muğla’da olacak.
Yetmez… Yönetmen galaya mümkünse evinden yürüyerek gelsin, park sorunu olmasın, davetiye kapıya bırakılsın. Hatta hava biraz serinse üstüne bir hırka da verilsin. Hepimizin bildiği gibi biz mülkiyet bilinci gelişkin biraz da konformistiz. Her şey yakınımızda olsun isteriz. Bir adım uzağa giden kültürel faaliyete bile mesafeli dururuz. İstanbul dediğin yer ne ki? Sinema endüstrisinin kalbi. Sadece filmin daha çok konuşulacağı, daha çok görünür olacağı bir merkez.
Ama biz ne deriz? “İstanbul’da gala yapacağına Ula’da ya da Muğla’da yapsaydın.”
Bi duralım… Muğla filmlerini dünyanın dört bir yanına kim taşıdı?, Hollywood’a, Sun Dance Film Festivaline kim götürdü?
Yüksel Aksu’nun yaptığı şey Muğla’yı yok saymak değil, Muğla’yı taşımak. Muğla’nın hikâyesini, şivesini, insanını alıp ülkenin en kalabalık meydanına çıkarmak. Bir nevi “bakın burası sadece yazlıkçı cenneti değil, bir yaşam kültürünün, hoşgörünün, barışın memleketidir” demek. Ama biz çabuk darılırız. Çünkü Muğla, hikâyenin hep başrolünde olmasına alışmıştır. Kamera başka yere dönünce; “bir sorun mu var” diye bakar. Film başka bir şehirde alkışlanınca içten içe bozulur. Oysa İstanbul’daki gala, Muğla’yı dışlamadı; tam tersine vitrine çıkardı. Üstelik vitrinin arkasında, “Muğla’da da yaparız” cümlesi dururken…
Belki de mesele şu: Biz Muğla’yı anlatanları alkışlamayı seviyoruz ama Muğla dışına çıkınca hâlâ; “bizi bırakmasınlar” istiyoruz. İşte tam da bu yüzden Yüksel Aksu filmleri bize ayna tutuyor. O aynada barışı, hoşgörüyü görüyoruz ama biraz da kendi küçük konforumuzu, yerinden kıpırdamak istemeyen halimizi izliyoruz.
Postacı geliyor ama biz hâlâ işi kapının önünde bitirmeye niyetliyiz. Zili çalmasın, yukarı çıkmasın; mümkünse mektubu kapıya sıkıştırıversin istiyoruz. Oysa belli ki postacı hem İstanbul’a uğrayacak hem Muğla’nın kapısını çalacak. Biraz sabır, biraz hoşgörü…
Muğla’da filmin galasına yönelik tartışmalar sürerken sahneye biraz serinletici bir gerçek çıktı. Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras; Gazeteci Yazar Özcan Özgür’e: Yüksel Aksu ile gala meselesini konuştuklarını, galanın Gazi Mustafa Kemal Atatürk Kültür Merkezi’nde ya da üniversite salonunda yapılabileceğini, Aksu’nun da “planlayın, yapalım” dediğini açıkladı. Yani postacı aslında adresi şaşırmış değil; sadece ilk turu İstanbul’dan atmış.
Toparlayalım.
Muğla’da kültür, sanat ve gece yaşamının en seçkin mekânlarından Mabolla’nın 50. kuruluş yılı etkinlikleri kapsamında dünya caz sahnesinin ustaları; Timuçin Şahin, Greg Osby, Michal Baranski ve John Hadfield’in konser organizasyonu nedeniyle filmi henüz izleyemedim. Filmi; kırılmadan, dökülmeden, gönül koymadan Muğla galasında izlemek istiyorum. “Yüksel Aksu filminin gişesi bol olsun” temennisiyle bitirelim…




