Akbelen İçin Meclis’te Ortak Ses

9

Muğla Akbelen’de 7 köyün arazilerinin de madene açılması üzerine TBMM’de muhalefet partilerinin grup başkanvekilleri ile bölge halkından temsilciler ortak bir basın toplantısı düzenledi. DEM Parti, Yeni Yol Grubu ve CHP’nin katıldığı açıklamada, verimli tarım arazilerinin ve zeytinliklerin madenciliğe açılmasına tepki gösterildi. Toplantı, siyasi olmasının yanında yöre insanlarının söz aldığı, yerel mücadelenin Meclis kürsüsüne taşındığı bir buluşmaya dönüştü.
Kılıç Koçyiğit; “50-55 Bin Ağacın Yok Edilmesi Demek”
DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, kamulaştırma kararlarının boyutuna dikkat çekti. 2024 yılında 190 parselin kamulaştırıldığını hatırlatan Koçyiğit, bugün toplam 850 hektarlık alanın kamulaştırıldığını söyledi. Son kamulaştırma kapsamında 679 hektarın 622,3 hektarının tek bir kişiye ait tapulu arazi olduğuna ve buna el konulduğuna işaret etti. 850 hektarın 250 hektarının zeytinlik alan olduğunu belirten Koçyiğit, bunun 50-55 bin ağacın ya sökülmesi ya da kesilmesi anlamına geldiğini vurguladı. “Zeytinimize el koyan, su havzalarımızı yok eden, hayvanlarımızı otlattığımız meraları yok eden bir iktidar zihniyetiyle karşı karşıyayız” diyen Koçyiğit, yapılanların birkaç maden şirketini daha fazla zengin etmek için gerçekleştirildiğini savundu ve mücadelede halkı yalnız bırakmayacaklarını ifade etti.
Özdağ; “Bu Şehir Tarım ve Turizm Kentidir”
Yeni Yol Grubu Grup Başkanvekili Selçuk Özdağ ise meseleye ekonomik veriler üzerinden yaklaştı. Muğla’da 2025 yılı için madenden elde edilen gelirin yaklaşık 60 milyon dolar olduğunu belirten Özdağ, tarımdan 525 milyon dolar, turizmden ise 2,5 milyar dolar civarında gelir elde edildiğini söyledi. Bu tabloya göre Muğla’nın esas karakterinin tarım ve turizm olduğunu vurguladı: “Bu şehir ekolojinin zirvede olacağı, aynı zamanda turizmin zirvede olacağı bir kent.” Özdağ ayrıca Maden Yasası ile Cumhurbaşkanına geniş yetkiler verildiğini, kamulaştırma ve bazı işlemlerin Sayıştay denetimi dışına çıkarıldığını savundu. Milli Parklar Kanunu’ndaki düzenlemelerle de benzer bir denetim sorunu yaşandığını belirtti.
“Biz maden aramaya karşı değiliz” diyen Özdağ, ancak bu faaliyetlerin denetimsiz, ihalesiz ve şeffaflıktan uzak biçimde yürütülmemesi gerektiğini kaydetti.
Günaydın; “Muğla Diye Bir Yer Bırakmamaya Yemin Etmiş Bir Çaba Var”
CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın ise açıklamasında ruhsat sayıları ve oranlara dikkat çekti. Yalnızca 2026 yılının Ocak ve Şubat aylarında MAPEG kararlarıyla 667 yeni maden sahasının işletmeye açıldığını, bunların 34’ünün Muğla’da bulunduğunu söyledi. Bu alanın 164 bin dönüme, yani yaklaşık 23 bin futbol sahasına karşılık geldiğini ifade etti.
Muğla’nın 12 bin kilometrekarelik yüzölçümünün yüzde 68’inin maden ruhsatına açık olduğunu belirten Günaydın, “Muğla diye bir yer bırakmamaya yemin etmiş bir çaba var” dedi. Acele kamulaştırma uygulamasının, aslında olağanüstü durumlar için öngörülmüş bir hukuki düzenleme olduğunu hatırlatan Günaydın, bunun şirketler lehine kullanıldığını savundu: “Vatandaşın tarım alanına, orman alanına, zeytinliğine kamu gelip el koyuyor ve ‘yeni sahibi şu şirkettir’ diyor.” Günaydın, CHP olarak köylülerin yanında olmaya devam edeceklerini vurguladı.
Günay; “Atalarımın Kemiklerini Taşımak İstemiyorum”
Söz, Meclis salonunda köylülere verildiğinde, tartışma rakamlardan hayatın kendisine geçti. Karacahisar köyünden Ayşe Günay’ın sözleri, meselenin insani boyutunu ortaya koydu: “Topraklarımız, yaşamımız elden gidiyor. Biz nereye gideceğiz? Geçim kaynağımız sadece zeytin. Ben atalarımın kemiklerini oradan oraya taşımak istemiyorum. Ankara’yı hep merak ederdim ama köyümü kurtarmak için Ankara’ya geleceğim hiç aklıma gelmezdi. Buraya hep ağlayarak geldik, ağlayarak gittik.” Çamköy’den Hatice Günal ise su kaynaklarına dikkat çekti: “Çamköy’ün suyu gittiği zaman yaşam diye bir şey kalmayacak.” Toprağımızı Vermiyoruz İnisiyatifi temsilcisi Halime Şaman da enerji üretimi tartışmasına değinerek, “Kötüler arasında seçim yapmak zorunda değiliz. İyileri halkla birlikte düşünerek yaratabiliriz” dedi.
Ortak Soru: Kalkınma mı, Yaşam mı?
Akbelen’deki tartışma artık yalnızca bir maden sahası meselesi olmaktan çıktı. Bu tartışma; zeytinliklerin, su havzalarının, meraların, tarımın ve turizmin geleceğiyle ilgili bir tercih meselesine dönüşmüş durumda. Muhalefet partileri, demokratik bir dayanışma hattı kurduklarını söylüyor. Köylüler ise yaşam alanlarını savunuyor. Bir soru ile bitirelim. Ekonomik kalkınma adına yapılan tercihler, o topraklarda yaşayanların hayatını yok sayabilir mi? Akbelen’den yükselen ses, şimdi Meclis tutanaklarında. Bu ses karar süreçlerinde karşılık bulabilir mi? …

Haberi Paylaş