Bu yıl 10 Kasım’ın eğitim-öğretim döneminin ara tatiline denk gelmesi, Türkiye genelinde bir tartışmayı yeniden alevlendirdi: Atatürk’ün kamusal hafızadaki yeri, okulların kurumsal rolü ve devlet-politika ilişkisi. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), bu tarihin ara tatil takvimine alınmasını “Atatürk’ü kamusal hafızadan uzaklaştırma” girişimi olarak değerlendirdi ve Türkiye’nin birçok ilinde eş zamanlı basın açıklamaları düzenledi.
CHP’nin Tepkisi: “10 Kasım Tatil Değildir”
CHP Genel Başkan Yardımcısı Suat Özçağdaş’ın çağrısı üzerine örgütler, resmi devlet törenlerine ek olarak okulların önünde açıklamalar yaptı. Muğla’da da benzer şekilde, Menteşe’de Koca Mustafa Efendi İlkokulu önünde düzenlenen açıklamaya milletvekilleri, belediye başkanları ve partililer katıldı. CHP Menteşe İlçe Başkanı Arzu Doğruel, ara tatilin 10 Kasım haftasına denk getirilmesinin tesadüf olmadığını savunarak, uygulamanın Atatürk’ün kamusal görünürlüğünü azaltmaya dönük olduğunu ifade etti: “10 Kasım yalnızca bir anma günü değildir; ulusal belleğin diri tutulduğu gündür. Başöğretmenimiz Atatürk’ü okullardan uzaklaştırmaya dönük her adımı kaygıyla izliyoruz.” CHP’nin kampanya söylemi, net ve sloganlaştırılmış bir ifade ile tamamlandı: “10 Kasım tatil değildir. 10 Kasım’da okuldayız.”
AK Parti’nin Yanıtı: “Anma Programları Eksiksiz Gerçekleşti”
CHP’nin eleştirilerinin ardından AK Parti Menteşe İlçe Başkanı Mustafa Algan açıklama yaparak, ilçedeki okullarda anma programlarının eksiksiz ve hassasiyetle gerçekleştirildiğini belirtti. Tartışmaları “asılsız” ve “siyasi polemik” olarak değerlendiren Algan, Atatürk’ün toplumun ortak değeri olduğunu vurguladı: “Hiçbir karalama, bu milletin gönlündeki Atatürk sevgisini gölgeleyemez. Atatürk’ü siyasal kamplaşmaların içine sıkıştırma çabaları karşılık bulmayacaktır.” Algan ayrıca, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılına girerken toplumsal birlik çağrısı yaptı ve “Türkiye Yüzyılı” perspektifine işaret etti.
İki Yaklaşım Arasında Görünen Ayrım
Tartışma, iki temel yaklaşımı yeniden görünür kıldı. CHP, Atatürk’ün kamusal hafızadaki yerinin kurumsal olarak korunması ve özellikle eğitim alanında sürekli görünür olması gerektiğini savunuyor. AK Parti ise Atatürk’ün toplumsal ortak değer olduğunu kabul etmekle birlikte, alınan idari kararların siyasi niyetlere bağlanmasını “siyasi okuma ve abartı” olarak nitelendiriyor. Bu iki söylem arasındaki fark yalnızca takvimlendirme tartışmasıyla sınırlı değil; cumhuriyet mirasının nasıl aktarılacağı, eğitimin ideolojik sınırları ve ulusal hafızanın kim tarafından, nasıl şekillendirileceği sorularına kadar uzanıyor.
Hafıza Siyaseti Devam Ediyor
Her iki siyasal yapının eğitimden sağlığa, iç politikadan dış politikaya bir çok konudaki görüş ayrığı 10 Kasım etrafında yeniden alevlendi. Sonuçta her 10 Kasım’da saat 09.05’te hayat duruyor ve tüm ülke Ata’sını anıyor olsa da bu tartışma Türkiye’de ortak tarihsel değerlerin nasıl anıldığı ve nasıl anlamlandırıldığı meselesinin halen siyasal alanın merkezinde durduğunu gösteriyor. Atatürk, hem Cumhuriyet’in kurucusu hem de güçlü bir ulusal sembol olarak, farklı siyasi aktörlerin söylemlerinde farklı anlamlarla yeniden konumlanmaya devam ediyor. Bu durum, hafızanın yalnızca geçmişe değil; geleceğin nasıl kurulduğuna dair bir mücadele alanı olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.




