Önce Muğla Belediyesi’nin sonra da Menteşe Belediyesi’nin hizmet verdiği tarihi belediye binası için Vakıflar tarafından tescil işlemlerinin başlatılması, şimdiden kentin en önemli gündemlerinden biri oldu. Zira konu yalnızca bir binanın tapusunun el değiştirmesi değil. Konu, bir kentin hafızasıyla, kamu hizmetinin sürdürüldüğü tarihi bir yapının geleceğiyle ve Menteşe Belediyesi’nin kent merkezindeki en önemli simgelerinden birini kaybedip kaybetmeyeceğiyle ilgili. Üstelik bu sürecin arkasında oldukça güçlü bir yasal dayanak bulunuyor: 5737 sayılı Vakıflar Kanunu. 27 Şubat 2008 tarihinde yürürlüğe giren bu kanunun özellikle 30. maddesi, geçmişte vakıf yoluyla meydana gelen ve zaman içerisinde hazine, belediye, il özel idaresi veya köy tüzel kişiliği gibi kamu kurumlarının mülkiyetine geçmiş vakıf kültür varlıklarının, belirli şartların oluşması halinde ait olduğu vakıf adına tescil edilmesinin önünü açıyor. Yani bugün Menteşe Belediyesi’nin karşı karşıya olduğu süreç, yalnızca Muğla’ya özgü bir uygulama değil. Türkiye’nin farklı kentlerinde benzer işlemler yıllardır yapılıyor. Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün açıklamalarına göre, bu kapsamda 1191 taşınmaz vakıfları adına tescil edildi. Üstelik uygulama yalnızca belediyelerin mülkiyetindeki taşınmazlarla sınırlı değil. Hazine’nin, belediyelerin, il özel idarelerinin ve köy tüzel kişiliklerinin yanı sıra farklı kamu kurumlarının mülkiyetindeki taşınmazlar da bu kapsamda değerlendiriliyor.
Muğla bu tartışmayı ilk kez yaşamıyor. Bugün Menteşe Belediye hizmet binasının Mihrişah Valide Sultan Vakfı adına tescil edilmesi gündemiyle karşı karşıya kalan Muğla, benzer ve çok daha büyük bir mülkiyet tartışmasına geçmişte Marmaris’te tanıklık etmişti. Marmaris’in Hisarönü, Çamlı ve Karacasöğüt yöresinde, Mihrişah Valide Sultan Vakfı’na dayandırılan eski tapu kayıtları üzerinden başlayan mülkiyet tartışması, yöre halkı ile vakıf mirasçısı Şerefli Ailesi ve onların ortağı Metin Kaya Çağlayan’ı karşı karşıya getirmişti. Uyuşmazlık yalnızca birkaç parselden ibaret değildi, dönemin gazetelerinde yapılan haberlerde yaklaşık 400 bin dönümlük, daha sonraki bazı haberlerde ise 475 bin dönüme kadar ifade edilen son derece geniş bir alan söz konusuydu. Dava yıllarca sürdü. Hatta konu 1999 yılında TBMM’ye kadar taşındı. Dönemin Muğla Milletvekili Zeki Çakıroğlu, Hisarönü köylüleri ile Metin Kaya Çağlayan arasındaki mülkiyet anlaşmazlığını Meclis gündemine taşıdı. 2001 yılında Marmaris Kadastro Mahkemesi’nin köylüler lehine verdiği karar, Yargıtay 7. Hukuk Dairesi tarafından da onandı. O dönemde gazeteler bu kararı 53 yıllık “Hisarönü Davası” köylüler lehine sonuçlandı başlığında duyurdu. Karar, Hisarönü başta olmak üzere Çamlı ve Karacasöğüt’teki çok sayıda taşınmaz açısından emsal niteliği taşıdı. Bunun üzerine çok sayıda köylü Cumhuriyet döneminde edindikleri tapularına kavuştu. Ancak mesele burada bitmedi. Daha sonra bazı parseller bakımından yeni davalar açıldı. 2019 yılında Marmaris Kadastro Mahkemesi’nde (ihtisas) görülen bir grup dosyada karar bu kez köylülerin aleyhine çıktı ve dava konusu parsellerin Mihrişah Valide Sultan Vakfı mirasçıları ile onların ortağı Global Gayrimenkul Değerler Şirketi’ne verilmesine karar verildi. O tarihte köylüler, daha önce aldıkları tapuların ve kesinleşmiş mahkeme kararlarının yeniden tartışmaya açılmasına tepki gösterdi. Yani Marmaris’te yaşanan hikâye, yalnızca bir arazi davası değildi. Bir tarafta yüzlerce yıllık vakıf kayıtları, diğer tarafta Cumhuriyet döneminde düzenlenmiş tapular (!) bir tarafta miras ve eski tapu kayıtlarına dayanan mülkiyet iddiaları, diğer tarafta o topraklarda kuşaklar boyunca yaşayan yöre insanının mülkiyet hakkı vardı. Bu nedenle bugün Menteşe’de yaşanan gelişmeye bakarken Marmaris’te yaşananları hatırlamak gerekiyor. Çünkü mesele yalnızca bir taşınmazın kime ait olduğu meselesinin ötesinde mesele, tarihî vakıf kayıtları ile Cumhuriyet döneminde oluşmuş mülkiyet düzeninin karşı karşıya geldiği noktada, kamuya ve topluma ait hafızanın nasıl korunacağı meselesidir.
Aynı zamanda Tarihi Kentler Birliği Encümen Üyesi olan Menteşe Belediye Başkanı Gonca Köksal Aras, yaptığı açıklamada kurumlarla karşı karşıya gelmek istemediklerinin altını çizerek “Hukuka, kamu kurumlarına ve vakıf kültürümüzün tarihsel değerine saygımız tamdır. Ama aynı açıklıkla şunu da söylüyoruz: Muğla’nın kamusal değerlerini korumak bizim görevimizdir” dedi. Belediyenin ve hemşehrilerin haklarını sonuna kadar savunacaklarını belirten Köksal Aras, hukukun tanıdığı bütün yolların kullanılacağını ve sürecin her aşamasında kamuoyunun açık ve şeffaf biçimde bilgilendirileceğini söyledi.
Bilindiği gibi bu konuda açılmış davaların en seçkin örneğini Galata Kulesi oluşturuyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin mülkiyetinde ve kullanımında bulunan Galata Kulesi, 5737 sayılı Kanun’un 30. maddesi kapsamında yürütülen işlem sonucunda Kule-i Zemin Vakfı adına tescil edildi. İBB bu işleme karşı hukuk yoluna gitti ancak tartışma yıllarca sürdü ve sonunda İstanbul 18. Asliye Hukuk Mahkemesi, 2026 yılında İBB’nin tapu iptal ve tescil talebini reddetti. Mahkeme kararında tarihi tapu ve kadastro kayıtları ile Osmanlı dönemine ait belgeler önemli rol oynadı. Galata Kulesi örneği bize çok açık bir şey söylüyor: Eski bir tapu kaydı, vakıf belgesi veya tarihi arşiv belgesi, bugün kamuya ait olan bir taşınmazın geleceğini değiştirebilecek kadar güçlü bir hukuki sonuç doğurabiliyor. Muğla Büyükşehir Belediyesi’ne ait Yağ Hali, Menteşe Belediye binası ve şimdilik sayısı bilinen ancak hangi taşınmazları kapsadığı bilinmeyen 11 taşınmaz hukuki sürecin eşiğinde duruyor.
Konuya yönelik kamuoyunun bilgilendirilmesi açısında şimdiden yanıtlanması gereken sorular var. Binalar Mihrişan Valide Sultan Vakfıyla ilişkilendiriliyor. Vakıf bağı hangi tarihi belgeye dayanıyor? Tapu kayıtlarında nasıl bir vakıf izi bulunuyor? Binanın vakıf kültür varlığı olduğu hangi belgelerle ortaya konuluyor? Ve en önemlisi: 5737 sayılı Kanun’un 30. maddesinde aranan şartlar Menteşe Belediyesi binası açısından nasıl gerçekleşiyor? Bunların tamamının kamuoyuna açık ve anlaşılır biçimde anlatılması gerekiyor. Bu bina sıradan bir taşınmaz değil. Menteşe Belediyesi’nin öncesinde Muğla Belediyesi’nin tarihi hizmet binası. Yıllardır belediye başkanlarının, meclis üyelerinin, çalışanların ve Muğlalıların hafızasında yer etmiş bir kamu binası. Kent yönetiminin önemli kararları burada alındı. Muğla’nın yakın tarihine ilişkin sayısız hikâye bu binanın duvarları arasında yaşandı. Dolayısıyla burada tartışılması gereken yalnızca “tapunun kime ait olacağı” değildir. Bir başka soru daha vardır: Mülkiyet değişirse kamu hizmetinin geleceği ne olacak? Belediye bu binadan çıkacak mı? Çıkacaksa nereye taşınacak? Binanın kullanım biçimi değişecek mi? Menteşe Belediyesi’nin kent merkezindeki tarihi varlığı nasıl korunacak? Vakıflar tarafından tescil edilmesi halinde binanın gelecekteki kullanımına ilişkin nasıl bir model uygulanacak? Menteşe Belediyesi, taşınmazın vakıf malı olduğunun tespit edilmesinin ardından taviz bedeli ödeyerek taşınmazı kullanmaya devam edebilir mi? Bunlar henüz yanıtı kamuoyu tarafından bilinmeyen sorular.
Toparlayalım. Bu mesele hukukun yanında kent hakkı meselesidir. Menteşe Belediyesi’nin tarihi binasının mülkiyeti el değiştirse de Muğla’nın binayla kurduğu hafıza ilişkisi değişmemelidir. Asıl mesele de budur. Tapu el değiştirse bile kent hafızası el değiştirmemelidir. Menteşe Belediyesi’nin tarihi binası için şimdi yapılması gereken, bu süreci yalnızca hukuki bir işlem olarak değil, kentin geleceğini ilgilendiren kamusal bir mesele olarak tartışmaktır. Çünkü bazı binaların değeri, tapu senedindeki metrekareden çok daha büyüktür. Bazı binalar bir kentin adresidir. Menteşe Belediyesi’nin tarihi binası da onlardan biridir.




