Menteşe’den Muğla’ya; Kültürel Miras Vizyonu

16

Menteşe Belediye Başkanı Gonca Köksal Aras’ın, “Muğla Kültür Rotası-1  Menteşe: Tarihin, Sanatın ve Lezzetin İzinde” başlığıyla yayımlanan kitapçığın tanıtım toplantısında yaptığı konuşma özetlenmeye, sadeleştirilmeye ya da yeniden yazılmaya ihtiyaç duymayan, kendi bütünlüğü içinde güçlü bir metin. Bu nedenle aşağıdaki köşe yazısı, konuşmayı aynen aktararak, her bölümün ardından bu sözlerin Muğla ve Menteşe için ne anlama geldiğini ortaya koyan bir analizle kaleme alındı. Kentin vizyonunu oluşturmasına yönelik değerler bütünlüğüne vurgu yapan bu konuşmayı yayınlamakta amaç; açıklamanın satır aralarında yer alan vizyonu görünür kılmak…
KADİM KENT BİLİNCİ: KATMANLARI OKUYABİLMEK
Gonca Köksal Aras konuşmasına şu sözlerle başladı: “Evet, çok kadim bir kentte yaşıyoruz. Muğla’mız; Karya ve Likya uygarlıklarından bu yana çok farklı kültürlere ev sahipliği yapmış; bütün bu kültürlerin izlerini hâlâ katman katman okuyabildiğimiz gerçekten kadim bir şehir. Bizler bu şehrin hemşerileriyiz, yöneticileriyiz ve aslında sahipleriyiz. Tabii konu kültür, koruma ve tarih olunca, ben Menteşe’den bakarak konuşmak istiyorum”
Bu sözler, Muğla’yı yalnızca geçmişi olan bir kent olmanın yanında geçmişi bugünün içinde okunabilen bir kültürel katmanlar bütünü olarak tanımlıyor. “Sahiplik” vurgusu, kentin tarihine yönelik edilgen bir hayranlıktan ziyade, aktif bir sorumluluk çağrısı içeriyor. Bakışın Menteşe’den kurulması ise soyut bir kent anlatısı yerine, merkezin ihmal edilmiş rolünü görünür kılıyor.
MERKEZİN GÖRÜNMEZLİĞİ: HAZİNENİN FARKINDA OLMAMAK
Köksal Aras konuşmasını, “Göreve geldiğimiz ilk günden itibaren Menteşe’nin aslında hakkını alamadığını, sahip olduğu değerleri yeterince ortaya çıkaramadığını ve görünür kılamadığını fark etmiştik. Hep şunu söylerim. Büyük bir hazinenin üzerinde oturuyoruz, onun sahibiyiz ama onun ne olduğunun tam olarak farkında değiliz”… şeklinde sürdürdü.
Bu bölüm, Muğla’nın merkezinin neden arka planda kaldığını açık biçimde ortaya koyuyor. Sorun, değerlerin eksikliği değil; bu değerlerin doğru okunamaması ve anlatılamaması. “Hazine” benzetmesi, kültürel mirasın pasif bir varlık değil; doğru işlendiğinde kentin geleceğini şekillendirecek bir kaynak olduğunu vurguluyor.
ÖNCE KENDİMİZ BİLECEĞİZ: YEREL FARKINDALIK
Açıklama devam ediyor; “Evlatlarımız farkında değil, çocuklarımız farkında değil. Karabağlar Yaylası’ndaki irim kesiklerin ne olduğunu önce kendimizin, çocuklarımızın, bu kentte yaşayan hemşerilerimizin bilmesi ve öğrenmesi gerekiyor. Ancak o zaman bunu yavaş yavaş, kontrollü bir biçimde dışarıya; bölgeye, ülkeye hatta dünyaya göstermeye talip olabiliriz. Ama önce neye sahip olduğumuzu bizler bilmek zorundayız”…
Bu yaklaşım, kültür politikalarının merkezine yerel toplumu koyuyor. Tanıtımın, içeriden başlamadığı sürece anlamlı olmayacağı açıkça ifade ediliyor. Buradaki “kontrollü biçimde” vurgusu ise koruma ile tanıtım arasındaki hassas dengeye işaret ediyor. Bu açıklama Mimar Yazar Cengiz Bektaş’ın müze projesine yönelik sözlerini hatırlattı. Bektaş, “Müze kimin? Alman gelecek diye müze yapılır mı? 12 bin yıl öncesinden bugüne dek olan süreci Muğlalıya 480 kuşağı anlatacak. Yani Muğlalı dedeye, nineye ve çocuğa diyecek ki; ‘Anadolu’nun gerçek sahibi bugünü yaşayan sensin. Bu müze senin’ diyecek. Müze buranın tarihini Alman’a, Fransız’a değil, önce Anadolu insanına anlatacak. Burada tarihi izlemek olanaklı olacak. Bizim insanımızın anlayacağı dilde olacak. İnsanımız genelde kendi ikliminin ağacını da tanımıyor, otunu da, börtü böceğini de tanımıyor. Bunları uygulamalı olarak anlatacağız” demişti. Bu vizyoner anlayışın devam ettiğini görmek önemli…
MUĞLA’DA KORUMANIN TARİHSEL ARKA PLANI
Gonca Köksal Aras’ın açıklamasına devam edelim; “Muğla bu anlamda şanslı bir kent. Türkiye’de koruma çalışmalarının başladığı ilk illerden biri diyebiliriz. Safranbolu ile eş zamanlı olarak bu süreç başlamış. O dönemde Oktay Ekinci’nin Muğla’da olması büyük bir şans. Bu değerlere önem veren yöneticilerin varlığı da öyle. Erman Şahin Başkanımızın önderliğinde Türkiye’deki ilk koruma çalışmaları Muğla’da başlamış”
Bu hatırlatma, Muğla’nın korunmuş dokusunun rastlantısal olmadığını gösteriyor. Kişiler ve dönemler üzerinden kurulan bu anlatı, korumanın teknik olduğu kadar vizyon meselesi olduğunu da ortaya koyuyor.
YAPIDAN DOKUYA: KORUMA ANLAYIŞININ EVRİMİ
Elbette o dönemlerde koruma dediğimiz şey daha çok bina ve yapı ölçeğinde ele alınıyordu. Ancak Muğla, kentsel sit dokusunun bütünüyle koruma amaçlı imar planına sahip olduğu bir kent oldu. Bu yaklaşım dünyada da aynı dönemlerde gelişmeye başladı. Önce yapı bazında korumalar, ardından meydanlar, hanlar, hamamlar, sivil mimarlık örnekleri ve kamusal alanlar ön plana çıktı. Daha sonra tek tek yapıların korunmasının yeterli olmadığı, dokunun bütünüyle korunması gerektiği anlaşıldı
Bu bölüm, Muğla’nın neden bugün hâlâ özgünlüğünü koruyabildiğini açıklıyor. Yapıdan dokuya geçiş, kenti yaşayan bir bütün olarak ele alan anlayışın sonucu.
SOMUT OLMAYAN MİRAS: YAŞAYAN KÜLTÜRÜ KORUMAK
“Günümüzde ise yalnızca somut yapılar değil, bu yapıların içinde yaşayan kültürün de korunması gerektiği tüm dünyanın gündeminde. Yaşam biçimi, gelenekler, görenekler; yeme içme kültüründen asker uğurlamaya, kız almaya kadar uzanan somut olmayan kültürel mirasımızın da somut mirasımız kadar önemli olduğu artık herkesçe kabul ediliyor. Göreve geldikten sonra biz bu konulara biraz daha detaylı bakmak istedik. Muğla’nın korunmuş bir şehir olduğunu hep konuşuruz; Rum evlerini, Osmanlı döneminden kalan yapıları, Karabağlar Yaylası’nı, kültürümüzü sıkça anarız. Ancak ‘Acaba bilmediğimiz başka neler var?’ diyerek bu alana daha yakından baktık ve çok önemli tespitler yaptık”
Gonca Başkan’ın bu vurgusu, korumanın yalnızca fiziksel değil; sosyal ve kültürel bir süreç olduğunu ortaya koyuyor. Muğla’nın asıl gücü, bu yaşam kültürünün hâlâ devam ediyor olmasında yatıyor.
MUĞLA’NIN İNANÇ KİMLİĞİ
Konuşmanın öne çıkan, değerler bütünlüğüne vurgu yapan iki tanımın ilki bu sırada ortaya çıkıyor. Muğla’nın bir inanç merkezi tanımı…  Başkan Köksal Aras şunları söyledi; “Muğla aslında geçmişten bu yana bir inanç merkezi. Bu özelliği biraz geri planda kalmış olsa da tarihsel kayıtlara baktığımızda bunu net biçimde görüyoruz. Mevlevi varlığı, Evliya Çelebi’nin Muğla’ya dair aktardıkları, camiler, medreseler, sıbyan mektepleri… Evliya Çelebi Muğla için ‘bir ticaret merkezi değil, ulemalar ve talebeler şehridir’ diyor. Bu çok kıymetli bir tanım. Alevi kültürünün izleri, mübadele öncesi döneme ait kilise yapıları, türbelerimiz, mescitlerimiz; Karabağlar Yaylası’nda ve kentin merkezinde, mahallelerimizin pek çoğunda hâlâ yaşamaya devam ediyor. Vakıf dükkânları, hamamlar, hanlar, çeşmeler bu kentin dokusunun önemli parçaları. İnanç ve su teması, Muğla’nın kadim tarihinde en başat semboller olarak karşımıza çıkıyor” …Bu tanım, Muğla’yı yalnızca mimari üzerinden değil; düşünsel ve inançsal bir merkez olarak yeniden okumaya davet ediyor.
SU VE ARINMA: KENTİN SEMBOLİK BELLEĞİ
Konuşmada değerler bütünlüğüne vurgu yapan Başkan Köksal Aras, ikinci tanıma yönelik açıklamasını şöyle sürdürdü; “Muğla aslında tam anlamıyla bir su kenti. Asar Dağı’ndan başlayan, kot kot aşağıya inen su sistemiyle her evin bahçesinde havuzların yer aldığı, suyun kirletilmeden alt kotlara ulaştırıldığı son derece gelişmiş bir sistem kurulmuş. Bu bağlamda Şemsi Ana figürü de özel bir yere sahip. Önümüzdeki dönemde Şemsi Ana’yı çok daha fazla konuşacağımıza inanıyorum. Kentin içinden geçen dereler, kanyonlar, Karabağlar’daki özel su kanalları, hamamlar, sarnıçlar, çeşmeler. Tüm bunlar su temasının ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor. Çeşmelerin ve Şemsi Ana Türbesi’nin restorasyon projeleriyle ilgili çalışmalarımızı da hızla sürdürüyoruz. İnanç ve su, birbirini tamamlayan iki tema. Çünkü su arındırır, inanç sistemleri de arınma üzerine kuruludur. Bu temaları daha fazla öne çıkararak geçmişle bağımızı daha da güçlendireceğiz”…
Su teması, Muğla’nın hem fiziksel hem de manevi belleğini bir araya getiriyor. Şemsi Ana figürüyle birlikte düşünüldüğünde bu anlatı, kente özgü güçlü bir kültürel çerçeve sunuyor.
KONUŞMADAN ORTAYA ÇIKAN VİZYON
Bu konuşma, bir tanıtım metninin ötesinde; Menteşe ve Muğla için bütüncül bir kültürel miras vizyonu ortaya koyuyor. Ana fikir net: Önce bilmek, anlamak ve sahiplenmek. Ancak bu zeminde yapılan her anlatı, kalıcı ve sahici olabilir. Menteşe Belediye Başkanı Gonca Köksal Aras’ın sözleri, Muğla’ya dair alışıldık övgü cümlelerinin dışına çıkarak kentin geçmişini bugünün sorumluluğuyla birlikte düşünmeye davet ediyor. Bu yaklaşım, kültürü bir vitrin unsuru değil, yaşayan bir hafıza olarak ele alan bir yerel yönetim anlayışının ipuçlarını veriyor. Menteşe’den yükselen bu ses, Muğla’nın geleceğine dair söylenecek sözlerin de pusulası olabilecek nitelikte…
***
Meraklısına Not: Farkındayım, yazı biraz uzun oldu. Ancak kentin kültürü başta olmak üzere sahip olduğu değerlerin doğru, bütünlüklü ve sahici biçimde anlatılmasına yönelik bu vizyonun, yoğun gündem arasında kaybolup gitmesini istemedim. Kent tanıtımına yönelik kültür yayınlarının kişisel tatminlerin ötesine geçen, bilimsel temele dayanan, derinlikli ve özenli bir anlayışla hazırlanması gerektiğine dair beklentimi dile getirmeye ve bu yöndeki ısrarımı sürdürmeye devam edeceğim.

Haberi Paylaş