6 Şubat depremlerinin üçüncü yıldönümünde, Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın Malatya’da bulunması ve deprem bölgesine yönelik yatırımlar yapması bazı çevrelerde eleştiriliyor. Sorular şöyle: “Neden Malatya’ya 100 milyon liralık yatırım?, Muğla’nın parası neden Muğla’ya harcanmıyor?, Bu kaynak altyapıya ayrılsa daha iyi olmaz mı?”… Bu itirazlar yalnızca sokakta değil, yerel basında da dolaşıma girdi.
Dayanışmayı Coğrafyaya Hapseden Bakış
Dayanışma kültürünü il sınırına hapseden bu anlayış, insani ve vicdani duyguların ötesinde toplumsal dayanışmayı da bir kenara iten bir bakış açısını ortaya koyuyor. Bu bakış açısı felaketi coğrafyaya, acıyı belediye bütçesine, vicdanı il sınırlarına hapsediyor. Oysa Muğla Büyükşehir Belediyesi, depremin üzerinden üç yıl geçmesine rağmen acının hâlâ taze olduğu, sorunların devam ettiği bir yıldönümünde Malatya’daydı. Muğla, deprem bölgesini unutmadı. İlk günden bugüne dayanışma sürdü orada yaşayanların insanca bir yaşam standardına kavuşmasına kadar da sürmeli.
“Önce Kendi Kentimiz” Söylemi Ne Anlama Geliyor?
“Bu yardım neden yapılıyor?, Bu para neden oraya gidiyor?, Önce kendi kentimiz değil mi?”…Bu sorular ilk bakışta akılcı bir bütçe tartışması gibi sunulsa da mesele ekonominin ötesinde bir bakış açısıyla ilgili. Dayanışmayı maliyet kalemine, yardımı fazlalığa, vicdanı hesap tablosuna indirgeme çabası iyi niyetli değildir.
Afetler Toplumların Karakterini Ortaya Çıkarır
Afetler, toplumların gerçek karakterini gösterir. Kimlerin kapısını kapattığını, kimlerin elini uzattığını açığa çıkarır. O anlarda yardımı sorgulamak, felaketin kendisi kadar yıkıcı olabilir. Çünkü yardım, yalnızca bir kaynak aktarımı olmasının yanında toplumun “yalnız değilsiniz” deme biçimidir.
Acı Adres Sormaz
Bir kentten diğerine uzanan el, sınır tanımaz. Acı adres sormaz, kimlik kartı kontrol etmez, vergi levhasına bakmaz. Enkaz altındaki insan için hangi şehirden geldiğinizin önemi yoktur. Önemli olan orada olup olmadığınızdır. “Önce kendi kentimiz” demek, biraz kazındığında şunu söyler: “Başkalarının acısı beni ancak sıra bana gelince ilgilendirir.” İşte tam da bu noktada toplumsal dayanışma zedelenir, insanlık fikri daralır.
Muğla Yangınlarında Dayanışma
Hatırlatalım. Muğla’da 2021 yılında yaşanan ve neredeyse il genelini tehdit eden büyük orman yangınlarında Türkiye’nin dört bir yanından yardım yağdı. Kimse “Bize ne Muğla’daki yangından” demedi, kimse de yardımların plakasına bakmadı. Azerbaycan’dan ekipler geldi, Avrupa’dan hava desteği sağlandı. Bu dayanışma unutulmamalı.
Eleştiri Meşrudur, Yardımı Hedef Almak Değil
Elbette Muğla’nın sorunları var: altyapı eksikleri, geciken yatırımlar, çözüm bekleyen başlıklar… Bunların konuşulması demokrasinin gereğidir. Ancak eleştiri yardımı hedef aldığında meşruiyetini kaybeder. Çünkü yardım, alternatif bir harcama kalemi değil, ahlaki bir zorunluluktur. Dayanışma, iyi günlerin süsü değildir. En çok zor zamanlarda anlam kazanır. Bugün başkasının yarasını sarmaya giden bir el, yarın kendi yarasına uzanacak elleri çoğaltır. Malatya’ya Muğla Büyükşehir Belediyesi ile birlikte Eskişehir Büyükşehir ve Odunpazarı Belediyeleri, Çankaya, Bodrum, Adıyaman, Buca, Sancaktepe, Torbalı Belediyeleri de destek veriyor. Oralarda benzer bir sorgulama yapılıyor mudur? Hiç sanmıyoruz.
Anadolu Hümanizmi İl Sınırlarına Sığmaz
İnsana ve insanın yaratıcılığına dayanan Anadolu hümanizminin hâkim olduğu bu topraklarda, bir felaketin yaralarını toplumsal dayanışmayla sarmak il sınırlarına hapsedilemez. 53 bin insanın yaşamını yitirdiği, 107 bin kişinin yaralandığı, 11 ilde hayatların altüst olduğu deprem bölgesinde acılar hâlâ devam ediyor…




