CHP Muğla İl Başkanı Halil Karahan’ı, Mabolla Medya’da gazeteci Esma Turan’ın hazırlayıp sunduğu ‘Yüz Yüze’ programında izledik. Programı dikkatle takip ettik. Karahan sürece yönelik açıklamalarda bulundu. Biz şimdilik (!) Karahan’ın CHP’den istifa ederek YENİ Parti’ye geçen belediye başkanlarıyla ilgili sözlerini kaleme alalım istedik. Zira Karahan’ın açıklaması önümüzdeki dönemin siyasi hesabına dair önemli mesajlar içeriyordu. Gazeteci Esma Turan’ın CHP’li belediye başkanlarının YENİ Parti’ye geçişi konusunda soruyu yanıtlayan Karahan; “CHP ile duygusal bağı kopmuş. Duygusal bağı zayıfmış” sözleriyle yanıtladı. Bazı belediye başkanlarının “istemeyerek geçiyoruz” hatırlatması üzerine Karahan, “Kimse istemediğini yapmaz. Belediye meclislerine baskı uygulandı. Ağlayanlar var. Psikolojik bir ruh mesajı verilmek istendi. Belediye başkanları meclisteki aritmetiği sağlama almak istediler. Ama sürekli olarak söylenen şey; ‘İradeye saygı’. Ben bu arkadaşların önümüzdeki dönem de aday olmalarını isterim. Yeni partilerinden aday olmalarını isterim. Oylar görülür o zaman. CHP şemsiyesinin ne kadar büyük bir şemsiye olduğu görülür. CHP herkesin isminin önündedir. Açık ve net ifade ediyorum. Kemal Kılıçdaroğlu’nun da önündedir. Sadece Atatürk’ün adı CHP ve cumhuriyetle özdeştir. Kimse CHP’den büyük değildir. Seçilenin görevi MYK ya da PM üyeliği değildir, elbette siyaset yapılacak. Ancak ait olduğu partinin politikalarına uygun belediye başkanlığı yapması doğrudur. Hangi partiden seçildiyse seçilmiş partide kalması, dönemin sonunda da yol haritasının çıkarılmasını doğru buluyorum. Ama vicdanı ve duygusal kopuş yaşandıysa da sonuç kaçınılmaz olur, bunu saygıyla karşılamak gerekiyor”…
Karahan’ın açıklamalarında birkaç cümle özellikle öne çıktı. “CHP ile duygusal bağı kopmuş. Duygusal bağı zayıfmış”… Ardından belediye başkanlarının “istemeyerek geçiyoruz” şeklindeki açıklamalarına ilişkin değerlendirmesi geldi. “Kimse istemediğini yapmaz”… Buraya kadar klasik bir siyasi tartışma diyebilirsiniz. Ancak asıl dikkat çekici bölüm bundan sonra geldi. Karahan, CHP’den ayrılarak YENİ Parti’ye geçen belediye başkanlarına adeta şöyle seslendi: “Ben bu arkadaşların önümüzdeki dönem de aday olmalarını isterim. Yeni partilerinden aday olmalarını isterim. Oylar görülür o zaman”…
İşte bu köşenin asıl konusu da tam olarak burası. Çünkü bu cümle, sadece bir eleştiri değil. Bir çeşit sandık daveti. Hatta siyasi açıdan bakıldığında, CHP şemsiyesi altında seçilen belediye başkanlarının CHP’den ayrıldıktan sonra kendi siyasi güçlerini test etmeleri gerektiğini söyleyen açık bir meydan okuma.
Karahan’ın açıklamasındaki ikinci önemli vurgu ise CHP’nin kişilerin üzerinde olduğu yönündeki değerlendirmesiydi. “CHP herkesin isminin önündedir.” Ardından daha da netleştirdi: “Kimse CHP’den büyük değildir.” Ve bu cümleyi Kemal Kılıçdaroğlu’nu da içine alacak şekilde genişletti. Bir de Atatürk vurgusu var. Karahan, CHP’nin tarihsel ve kurumsal kimliğini anlatırken çıtayı daha da yukarı taşıyor: “Kimse CHP’den büyük değildir.” Ardından CHP ve Cumhuriyet ile Atatürk arasındaki tarihsel bağı hatırlatıyor. Bu yaklaşım, CHP’den ayrılan belediye başkanları üzerinden yaşanan tartışmayı yalnızca güncel bir parti değişikliği meselesi olmaktan çıkarıp, “siyasi aidiyet ve kurumsal kimlik” tartışmasına dönüştürüyor.
Siyasi mesaj açık: Başkanları başkan yapan sadece isimleri değildir. Parti örgütü vardır, partinin tarihi vardır, partinin seçmeni vardır, partinin kurumsal kimliği vardır. Ve elbette sandıkta verilen oy vardır. Karahan’ın “CHP şemsiyesinin ne kadar büyük olduğu görülür” sözü de aslında tartışmanın merkezine oturan cümle. Çünkü Türkiye’de yerel seçimlerin en eski tartışmalarından biri yeniden karşımıza çıkıyor: Seçmen kişiye mi oy verir, partiye mi? Yoksa ikisinin toplamına mı? Belediye başkanlarının bir bölümünün “istemeyerek geçiyoruz” açıklamalarını da unutmamak gerekiyor. Karahan bu noktada belediye meclislerindeki aritmetiğe dikkat çekiyor. Belediye başkanlarının meclis çoğunluğunu kaybetmemek, belediye yönetiminde sıkıntı yaşamamak ve siyasi dengeyi korumak amacıyla parti değiştirdiği iddialarına işaret ediyor. Ancak burada ilginç bir çelişki ortaya çıkıyor. Bir tarafta: “İradeye saygı.” Diğer tarafta: “Kimse istemediğini yapmaz”…Siyasetin doğasında zaten tam da bu var. İrade mi?, mecburiyet mi?, siyasi hesap mı? yoksa yeni dönemin hesabını şimdiden yapmak mı? Elbette bunun cevabını sandık söyleyecek.
Halil Karahan’ın sözlerinin en güçlü tarafı da burada. Karahan, CHP’den Yeni Parti’ye geçen belediye başkanlarına “neden gittiniz?” sorusunun ötesinde bir gönderme yapıyor: “Madem gittiniz, bir sonraki seçimde kendi partinizden aday olun ve seçmenin kararını görelim” demeye getiriyor. Bu siyasi açıdan oldukça net bir test önerisi. Bugün belediye başkanı olan isimler, dün CHP’nin kurumsal kimliği ve seçmen desteğiyle seçildi. Yarın aynı isimler YENİ Parti’nin adayı olarak sandığa çıktığında ortaya çıkacak sonuç, tartışmanın en somut cevabı olacak. Bugün 9 Eylül. Cumhuriyet Halk Partisi’nin kuruluşunun 103. Yılı. Kutlu olsun…




