CHP Belediyeleri Mersin Bildirgesiyle Ne Anlatıyor?

21

CHP’li Büyükşehir Belediye Başkanları’nın Mersin’de kamuoyuyla paylaştığı “Toplantı Sonuç Bildirgesi”, toplantının özeti olmasının yanında CHP’nin yerel yönetimlerde kurduğu siyasal ve yönetsel hattın açık bir fotoğrafı. Bildirge, CHP’li belediyelerin bugün nasıl yönettiğini, neye direndiğini ve nereye yürüdüğünü net biçimde ortaya koyuyor. Metnin bütününe bakıldığında, yerel yönetim pratiğinin artık parti programıyla, genel siyasal hedeflerle ve iktidar perspektifiyle doğrudan ilişkilendirildiği görülüyor.
Bildirgede Tanımlanan Belediyecilik
Sonuç bildirgesinin ilk dikkat çekici yönü, CHP’li belediyelerin yürüttüğü hizmetlerin bir “teknik belediyecilik” faaliyeti olmanın ötesinde adalet, eşitlik ve sosyal haklar ekseninde tanımlanması. Yoksullukla mücadele, sosyal destekler, çevreye duyarlı projeler ve iklim krizine karşı dirençli kent hedefi, bildirgede açık bir politik çerçeveyle ele alınıyor. Bu vurgu, CHP’nin uzun süredir savunduğu sosyal belediyecilik anlayışının artık söylem düzeyini aştığını, kurumsal ve ortak bir yönetsel modele dönüştüğünü gösteriyor.
Yargı Baskısı ve Halk İradesi Vurgusu
Bildirgenin en sert ve en net bölümlerinden biri, seçilmiş belediye başkanlarına yönelik yargı süreçlerine ayrılmış. Başta İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve Cumhurbaşkanı Adayı Ekrem İmamoğlu olmak üzere, görevden alınan ve tutuklu bulunan belediye başkanlarının durumunun, bireysel olmanın ötesinde doğrudan halk iradesine yönelik bir müdahale olduğu ifade ediliyor. Türkiye nüfusunun üçte birinin yaşadığı şehirlerde seçilmiş belediye başkanlarının görevde olmaması, bildirgede açıkça bir demokrasi sorunu olarak tanımlanırken masumiyet karinesi ve tutuksuz yargılanma hakkının ihlal edildiği vurgulanıyor. Bu tespit, CHP’li belediyelerin karşı karşıya kaldığı baskının siyasal niteliğini netleştiriyor.
Çifte Standart Tespiti
Sonuç bildirgesi, merkezi hükümetle yerel yönetimler arasındaki ilişkiyi de açık bir dille tarif ediyor. Yatırım ve proje onaylarından kredi süreçlerine, tahsislerden vergi ve SGK yapılandırmalarına kadar birçok alanda CHP’li belediyelere yönelik sistematik bir çifte standart uygulandığı ifade ediliyor. Bildirgede yapılan bu vurgu, CHP’li belediyelerin karşı karşıya kaldığı mali ve idari darboğazların bir yönetim zaafından değil, bilinçli bir siyasal tercihten kaynaklandığını ortaya koyuyor. Kuraklık ve su yatırımları üzerinden yapılan değerlendirme ise bu çifte standardın, doğrudan yurttaşların yaşamına nasıl yansıdığını açık ve somut biçimde gözler önüne seriyor.
Sosyal Belediyecilikten Siyasal Güce
Bildirgede altı çizilen bir diğer önemli başlık, CHP’li belediyelerin tüm baskılara rağmen sosyal belediyecilikten geri adım atmayacağı yönündeki kararlılık. Emekliden işsize, gençten kadına, engelliden esnafa kadar toplumun tüm kesimlerini kapsayan bu yaklaşım, bildirgede bir hizmet anlayışının yanında toplumcu bir siyasal duruş olarak konumlandırılıyor. Bu noktada bildirge, CHP’li belediyelerin yerelde kurduğu sosyal belediyeciliği, genelde kurulması hedeflenen yönetim anlayışının örneği olarak işaret ediyor.
İktidar Perspektifi
Bildirgenin son bölümleri açık bir iktidar perspektifi içeriyor. CHP’li belediyelerin Türkiye nüfusunun ve ekonomisinin büyük bölümünü yönettiği vurgusu, yerelde elde edilen başarının genelleştirilebilir bir model sunduğu iddiasını güçlendiriyor. Bildirge yerel yönetimler üzerinden kurulan yönetim pratiğini, doğrudan ülke yönetimine aday bir model olarak sunuyor.
Bildirge Ne Söylüyor?
Mersin’de okunan bu sonuç bildirgesi, yerelde sınanmış, halktan karşılık bulmuş ve kurumsallaşmış bir yönetim anlayışının ülke ölçeğine taşınabileceği iddiasını açıkça ortaya koyuyor. Bu yönüyle bildirge, CHP’nin yerel yönetimlerdeki başarısının tesadüf olmadığını aksine, planlı, ilkesel ve siyasal bir hattın ürünü olduğunu ilan ediyor. Yerelden iktidara uzanan yol, bu bildirgede bilinçli ve sistematik bir siyasal hat olarak tarif ediliyor.

Haberi Paylaş