Akbelen’de Yaşananlar Sınırları Aştı

15

Yoğun geçen bir haftayı geride bıraktık. Geçtiğimiz hafta Muğla’nın gündemini taciz davasına yönelik ‘malum tutuklama’ olayı ve sonrasındaki gelişmeler belirledi. Ancak Milas’ta yaşam hakkı adına verilen mücadele, tüm sıcaklığıyla sürmeye devam ediyordu. Esra Işık’ın tutuklanmasına yönelik tepkiler kısa sürede Muğla sınırlarını aşarak ülke geneline yayıldı. Akbelen’de yaşananlar açıkça gösterdi ki mesele artık çoktan ormanın sınırlarını aşmış durumda. Karşımızda bir çevre mücadelesinin ötesinde yaşam hakkı ile ekonomik tercihlerin karşı karşıya geldiği bir hat var. Bu hattın merkezinde ise iki isim öne çıkıyor: Nejla Işık ve Esra Işık.
Tutuklamaya Tepki
Her şey, bir tutuklama kararıyla yeniden hız kazandı. Esra Işık’ın cezaevine gönderilmesi farklı bir sonuç doğurdu. Tutuklama hamlesi, bütün bir bölgeyi yeniden ayağa kaldırdı. İkizköy’de nöbetler sıklaştı, dayanışma çağrıları ülke geneline yayıldı. Bu tür süreçlerde devlet aklı çoğu zaman “olayı sınırlama” refleksiyle hareket eder. Ancak Akbelen’de tam tersi oldu; mesele büyüdü, derinleşti ve daha görünür hale geldi. Nejla Işık’ın Ankara’daki sözleri aslında sürecin özetiydi: “Geç gelen adalet, adalet değildir.”
Hukuk, Siyaset ve Sahanın Kesişim Noktası
Bu cümle de Esra Işık’ın “Milas bir şirketten büyüktür” sözü gibi hukuki itirazın ötesinde Türkiye’de kırsalın kendini ifade etme biçimine dair güçlü bir siyasal mesaj olarak kayıtlara geçti. Çünkü burada insanlar yalnızca bir karara itiraz etmiyor; karar alma süreçlerinin dışına itilmiş olmayı da sorguluyor. Son bir haftada tabloyu netleştiren üç temel gelişme var…
Hukuki Süreç
İlki, hukuki süreç tıkanmış görünüyor. İtirazlar reddediliyor, kamulaştırma kararları askıda değil, yürürlükte. Bu durum, köylüyü hukuktan çok sahaya yönlendiriyor.
Siyasi Sahiplenme
İkincisi, siyasi sahiplenme artıyor. Milletvekilleri sahada, Meclis’te tartışmalar büyüyor. “Bir şirket kazanacak diye bir halk kaybetsin mi?” sorusu artık sadece bir slogan değil, politik bir ayrım çizgisi.
Direnişin Dili
Üçüncüsü ve en önemlisi, direnişin dili değişiyor. Artık “ağaç kesilmesin” yerine, “toprak, su ve yaşam hakkı” deniyor. Bu değişim, verilen mücadeleyi küçümsenecek bir dönüşümün ötesine taşıyor. Çünkü bu söylem, mücadeleyi lokal olmaktan çıkarıp evrensel bir zemine taşıyor.
İki Farklı Gelecek
Şirket cephesinden bakıldığında ise mesele oldukça net: Enerji ihtiyacı, üretim sürekliliği ve ekonomik zorunluluklar. Ancak İkizköy’den bakıldığında tablo bambaşka; zeytinlikler, tarım alanları ve bir yaşam biçimi. İşte tam da bu yüzden Akbelen’de yaşanan gerilim, klasik bir “çevreci–yatırımcı” çatışması olmaktan çıkmış durumda. Bu, iki farklı gelecek tasavvurunun çarpışması olarak değerlendiriliyor.
Sembol Mücadele
Yerel yönetimlerin temkinli dili, bürokrasinin mesafeli duruşu ve merkezi politikanın kararlılığı arasında sıkışan bir köy var şimdi karşımızda. Ama o köy artık yalnız değil. Çünkü Akbelen’deki mesele, çoktan İkizköy sınırlarını aştı. Bir sembole dönüştü. “Semboller, çoğu zaman gerçeklerden daha güçlüdür” diyerek bitirelim…

Haberi Paylaş