Bir önceki “Acil Demokrasi böyle bir şey olsa gerek” başlıklı yazıda, “Yeni Parti, yeni katılan belediyeler üzerinden oluşan siyasi ağırlığı örgüt gücüne dönüştürebilecek mi?” diye sormuştuk. Yazıya devam etmeden önce bir parantez açalım.
İneğin altında dijital ayak izi arayanlar…
Her ne kadar kendi korku, fobi ve takıntıları nedeniyle yazının ne anlattığından çok, kimin yazdığını bulmak için dijital dedektifliğe soyunanlar; bize karşı güvensizlikle yaklaşanlar; ineğin altında dijital ayak izi arayanlar…
Ötesinde, “Bu yazıdaki bürokrat kim?” paranoyasıyla ifadenin adresini kendisinde bulma telaşına kapılarak yazının aynasında kendini görenler olsa da…
Kaleme aldığımız yazılara okurların gösterdiği ilgiye, toplumun bize duyduğu güvene bir kez daha binlerce teşekkür. Bir teşekkür de yazının ön duyurusuna “İmzamı atarım” diyen ve “Acil Demokrasi” tanımına bayılan Gazeteci Yazar Özcan Özgür’e… Efem, teşekkürler. “Okura saygı” sorumluluğuyla kaleme alınan ve beni gazetecilikten köşe yazarlığına taşıyan yazılar 21. yılında. Analitik düşünmeye, rasyonel davranmaya devam… Parantezi kapatalım.
Belediye sayısı başka, siyasi ağırlık başka
Bir önceki yazıda da ifade ettik: Belediye sayısı ile siyasi ağırlık her zaman aynı şey değildir. 31 Mart 2024 verilerine göre Muğla’da 814.986 seçmen vardı. Bodrum’da 152.363, Fethiye’de 130.480, Milas’ta ise 117.313. Üçünün toplamı: 400.156 seçmen. Yani Muğla’nın toplam seçmeninin yaklaşık yüzde 49’u yalnızca bu üç ilçede. Üstelik bu üç ilçenin belediye başkanları hâlâ CHP’de. Bodrum’da Tamer Mandalinci, Fethiye’de Alim Karaca, Milas’ta Fevzi Topuz… Bu üç belediye başkanının siyasi ağırlığı ve etki alanı konusunda şüphe yok. Muğla’nın siyasi ağırlık haritasındaki asıl ayrım da burada başlıyor. YENİ Parti’nin elinde artık 8 belediye başkanlığı var. CHP’nin elinde ise seçmen bakımından Muğla’nın en büyük üç siyasi havzası bulunuyor.
Rakamların söylediği
Soru şu: Bu belediyeler kaç seçmeni temsil ediyor? Muğla’nın en kalabalık dört seçmen havzası, 2024 verilerine göre Bodrum, Fethiye, Milas ve Menteşe. Dolayısıyla Muğla siyasetinde asıl mesele yalnızca belediye başkanlarının hangi partiye geçtiği olmayacak. Asıl soru şu: Seçmenin ağırlık merkezi hangi partide kalacak? 26-27 Eylül sandığından sonra asıl tartışılması gereken mesele de bu. Çünkü bu sorunun cevabını yalnızca belediye başkanlarının rozetleri değil, sandık söyleyecek.
Son söz kimin?
Örgüt dışı aktörlerin YENİ Parti siyasetinde fikir üretme mesailerine ilişkin bilgiler gelmeye devam ediyor. Özgürlüklerin kenti Muğla’da herkesin bir fikri olabilir. Olmalıdır da. Ancak son sözün sahibinin kim olduğu bellidir: Üye ve sandık. Burada örgüt içindeki her türlü rekabete saygı duyulur. Adaylık yarışına da, farklı siyasi tercihlere de… Ancak örgüt dışı aktörlerin, örgüt iradesinin önüne geçtiği izlenimini yaratacak girişimler elbette tartışılır. Örgütte yarattığı sıkıntı nedeniyle de tartışılacaktır. Çünkü siyaset kendi zemininde yapılır. Siyaset; örgüt dışı aktörlerin değil, bizatihi örgütün ve üyenin işidir.
Eski köyün adetleri
Siyaseti başka bir zemin üzerinden tasarlamaya çalışanlar, eski köyün adetlerini yeni köye taşıma gayretinde olan kariyer düşkünleri şunu unutmamalı: Partilerde örgüt iradesinin üzerinde bir irade yoktur. Üyenin üzerinde bir makam yoktur. Ve sandığın söyleyeceği sözün yerine koridorlarda kurulacak cümleler geçmez. Son sözü yine üye söyler, son sözü yine sandık söyler. Gerisi siyasetin gürültüsüdür. Sandık ise gürültüye değil, iradeye bakar…




