Türkiye’de siyasetin uzun süredir ağır bir güven kaybı yaşadığı ortada. Ekonomik krizler, hukuk tartışmaları, toplumsal kutuplaşma derken yurttaşın siyasete olan inancı her geçen gün biraz daha aşınıyor. Ancak asıl dikkat çekici olan, bu aşınmanın artık yalnızca iktidara yönelik olmaması. Muhalefetin yönetim pratiği de toplum tarafından daha yakından sorgulanıyor. Muğla’da son dönemde yaşananlar bunun somut örneklerinden biri.
CHP’de “değişim” sloganıyla başlayan süreç, yalnızca genel merkez düzeyinde değil, yerel örgütlerde de geniş kapsamlı bir dönüşüm yarattı. Büyükşehirden ilçelere kadar birçok belediye başkanı ve yönetimi değişti. İl ve ilçe örgütlerinde yeni kadrolar göreve geldi. Eski dönemin önemli isimleri siyasetin dışına itildi. Kuşkusuz her değişim kendi içinde bir umut taşır. Ancak geçen zaman gösteriyor ki yalnızca isimlerin değişmesi, siyasetin niteliğini değiştirmeye yetmiyor. Bugün Muğla’da CHP seçmeninin önemli bir bölümünde oluşan memnuniyetsizliğin temel nedenlerinden biri de bu. Çünkü seçmen, değişimden yalnızca kadro yenilenmesinin ötesinde anlayış değişikliğini de bekliyordu. Daha katılımcı bir yönetim, daha güçlü örgüt yapıları, daha şeffaf belediyecilik ve halkla daha güçlü bağ kuran bir siyaset arzulanıyordu. Gelinen noktada ise tablo kaygı verici.
Örgüt içi gerilimlerin kamuoyu önünde yaşanması, il ve ilçe yönetimlerinin birbirinden şikâyet eder hale gelmesi, belediyelerde liyakat tartışmalarının büyümesi, siyasetin içe kapanan bir görüntü vermesine neden oluyor. Yerel yönetimlerin hizmet üretmek yerine yöntem, uygulama ve kadro tartışmalarıyla gündeme gelmesi, seçmende ciddi bir kırılma yaratıyor. Sosyal belediyecilik iddiasının yerini sosyal medya belediyeciliğine bırakması ise sorunun başka bir boyutu.
Çünkü yurttaşlar artık yalnızca paylaşımların ötesinde yaşamlarına doğrudan dokunan hizmetler görmek istiyor. Kentin sorunlarına çözüm üreten, halkla temas kuran ve örgütün sesine kulak veren bir yönetim anlayışı bekliyor. Ancak aksi durumda, seçim dönemlerinde kurulan bağlar ve yaratılan güven çok kısa sürede zayıflıyor. Bu noktada görevini hakkıyla yerine getiren belediye başkanlarını ve örgüt yöneticilerini elbette ayrı tutmak gerekiyor.
Araştırmacı yazar Bekir Ağırdır’ın geçtiğimiz günlerde açıkladığı son veriler de bu tabloyu doğruluyor. Toplumun yüzde 36’sı seçim sandığını artık haksızlıklar karşısında etkili bir araç olarak görmüyor. Bu oran küçümsenecek bir oran değil. Demokratik sistem açısından ciddi bir uyarı. Bu noktada yüzde 36 oranla seçim kazanıldığı gibi, seçim kaybedileceğini de hatırlatmak gerekir.
Toparlayalım. Kimse bilmezden gelmesin, kimse de kusura bakmasın herkes CHP’nin Muğla’da kan kaybettiğinin farkında. Örgütler ve bazı yöneticiler kaygıların üzerini örtmüş olsalar da, memnuniyetsizlik oranı örtünün altına sığmayacak boyutta.
Peki bu vahim durum karşısında ne yapmalı? Ne yapılacaksa yine siyaset marifetiyle yapılmalı. Örgütsel güce ve siyasete duyulan güven daha fazla zedelenmeden ve yol daha yakınken… Zira siyasetin itibarını yeniden ayağa kaldıracak yöntem belli. Seçime kırık dökük gitmeden (!) iradesini örgüt gücünden alan, ileri demokrasinin geçerli olduğu bir yenilenme…
Bu ne demek?
Bunun ne anlama geldiğini CHP’liler iyi biliyorlar olsa gerek…




