Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın park düzenlemelerine yönelik eleştiriler üzerine yaptığı açıklama, ilk bakışta klasik bir “kamuoyu yatıştırma” metni gibi okunabilir. Ancak dikkatle incelendiğinde, bu açıklamanın yerel yönetim anlayışı, katılım meselesi ve çevre politikaları açısından daha derin bir tartışmaya kapı araladığı görülüyor.
Aidiyet Üzerinden Kurulan Siyasi Meşruiyet
Aras, kişisel biyografisini merkeze alarak başlıyor sözlerine. Bodrum’da doğmuş, Muğla’nın değerleriyle büyümüş bir siyasetçi olarak, kenti ve kentliyi incitmenin kendisi için düşünülemez olduğunu vurguluyor. Bu vurgu, yalnızca duygusal bir giriş olmanın ötesinde; siyasi meşruiyetin kaynağını “yerlilik” ve “aidiyet” üzerinden kuran bilinçli bir tercih olarak okunabilir.
Eleştiriyi Kabul Eden Bir Yerel Yönetim Dili
Açıklamanın en dikkat çekici yönü ise, devam eden park yenileme projeleriyle ilgili eleştirilerin açık biçimde kabul edilmesi. “İyi niyetle düşünülmüş olsa da halk tarafından beğenilmeyen hiçbir işe onay vermem” ifadesi, yerel yönetimlerde pek sık rastlanmayan bir yaklaşımı işaret ediyor. Bu cümle, teknik doğruluk ile toplumsal kabul arasındaki gerilimi kabul eden bir siyasal pozisyonu temsil ediyor.
Doğru Proje mi, Toplumsal Rıza mı?
Burada asıl soru şu: Bir belediye, doğru olduğuna inandığı bir projeyi mi savunmalıdır, yoksa toplumdan gelen tepkiyi mi esas almalıdır? Aras’ın açıklaması bu soruya net bir yanıt veriyor. Kamu yararı, yalnızca planlama masasında değil; sahada ve halkın gündelik hayatında karşılık bulduğu ölçüde anlamlıdır.
Çevre Tartışmalarında Tutarlılık Meselesi
Öte yandan açıklamanın ikinci kısmı, park düzenlemeleri etrafında yükselen eleştirilerin samimiyetine dair sert bir çerçeve çiziyor. Akbelen’den Milas’a, enerji politikalarından su tahsislerine uzanan çevresel yıkım örnekleri hatırlatılarak, bu süreçlerde sessiz kalanların park içi ağaç budamalarını hedef alması eleştiriliyor. Bu bölüm, belediyenin kendisini yalnızca bir uygulayıcı değil; çevre politikaları açısından tutarlılık talep eden bir aktör olarak konumlandırdığını gösteriyor.
Görünürlük Sorunu: Parktaki Ağaç mı, Termik Santral mi?
Ancak tam da bu noktada, yerel yönetimlerin karşı karşıya kaldığı bir başka gerçek ortaya çıkıyor. Büyük ölçekli çevre tahribatları ile gündelik kentsel düzenlemeler, toplum nezdinde aynı hassasiyetle değerlendirilmediğinde, tartışma kolaylıkla sembolik alanlara sıkışabiliyor. Parktaki bir ağaç, termik santralden daha görünür bu da tepkilerin odağını belirliyor.
Bir İddianın Sürdürebilirliği
Sonuç olarak Ahmet Aras’ın açıklaması, yalnızca park düzenlemelerine ilişkin bir geri adım ya da savunma metni değil. Bu açıklama, yerel yönetimlerde katılım, çevre duyarlılığı ve siyasi sorumluluk arasındaki dengeyi yeniden düşünmeye davet ediyor. Ahmet Aras, çevre ve doğa mücadelesinde bugüne kadar ortaya koyduğu duruşla, bu açıklamanın sözde kalmayacağını, “yaptık oldu” anlayışından uzak, katılımcı ve şeffaf bir yönetim pratiğini sürdüreceğine işaret ediyor…




