Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı’nın “Sakaraltı Sakarüstü” adlı sosyal medya hesabına yönelik başlattığı soruşturma, memlekette uzun süredir cevabı ertelenen o kadim soruyu yeniden gündeme getirdi: Gazetecilik mi yapıyoruz, yoksa klavye başı aktivizmi mi? Altı kişinin gözaltına alındığı ve devam eden operasyonun adli boyutu elbette yargının konusu. Ancak asıl ilginç olan, gözaltına alınanlar arasında “gazeteci” olarak anılan, hatta gazetecilik dekoruyla gezen isimlerin bulunması. Mikrofon var, basın kartı var, sosyal medya var…Gazetecilik var mı? İşte orası tartışmalı.
Gazetecilik Nedir? Hatırlatma
Gazetecilik; Doğrulanmış bilgiye dayanır, kamu yararını gözetir, kişilik haklarına saygı duyar ve etik ilkelerle sınırlıdır. Yani gazetecilik, “Duydum, paylaştım, biri bana yazdı, ifşa ettim, ben eleştiriyorum ama biraz da hedef gösteriyorum” disiplini değildir. Aksi halde yapılan şey gazeteciliğin ötesinde algı üretimi, linç organizasyonu ya da dijital mahalle kabadayılığıdır.
Suçlama Listesi mi, Etik İhlaller Kataloğu mu?
Soruşturma dosyasında yer alan suçlama başlıklarına bakıyoruz: Hakaret, kişisel verilerin hukuka aykırı paylaşımı, özel hayatın gizliliğinin ihlali, kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret, yanıltıcı bilgiyi alenen yayma, Cumhurbaşkanına hakaret… Bu liste bir iddianame özeti mi, yoksa “Gazetecilik Nasıl Yapılmaz?” başlıklı bir eğitim slaytı mı, ayırt etmek zor. Elbette gazetecilik eleştirir. Ama eleştiri hakaret değildir, ifşa değildir, hedef gösterme hiç değildir. Basın Kartı, süper kahraman pelerini değildir. Burada küçük ama hayati bir hatırlatma yapmak gerekir. Basın kartı, dokunulmazlık zırhı değildir. Bir meslek örgütüne üye olmak, “Ben artık her şeyi yazarım” yetkisi vermez. Tam tersine daha fazla etik sorumluluk yükler. Gazetecilik sıfatı, kimliği belirsiz hesaplardan, doğrulanmamış iddialarla, kişisel husumetleri kamusal alana taşımanın bahanesi olamaz…
Öz Denetim Yoksa Herkes Gazeteci
Asıl kritik nokta burada başlıyor. Adli sürecin sonucu ne olursa olsun, gazetecilik meslek örgütlerinin bu tablo karşısında “Biz bir duralım, izleyelim” lüksü yoktur. Çünkü öz denetim yoksa etik yoktur. Etik yoksa gazetecilik yoktur. Sürekli ihlal eden, etikle bağını koparan, kamuoyunu sistematik biçimde yanıltan pratikler karşısında üyelik askıya almak, kayıt silmek, yeniden değerlendirme yapmak cezalandırma değil, mesleğin kendini koruma refleksidir.
Basın Özgürlüğü mü, Sınırsız Sorumsuzluk mu?
Bugün yaşanan tartışma, basın özgürlüğü ile sorumsuzluk arasındaki çizginin ne kadar hayati olduğunu bir kez daha gösteriyor. Basın özgürlüğü, hukukun dışına çıkma serbestisi değildir. Etik ilkeleri yok sayma imtiyazı hiç değildir. Gazetecilik sorumluluk ister, aynı zamanda kendi sınırlarına karşı da sorumluluk bilinci gerektirir. Aksi halde ortaya çıkan şey gazetecilik değil, yüksek sesli bir sosyal medya gürültüsüdür.
Meslek Örgütlerine Açık Çağrı
Gazetecilik unvanını kullanan ama bu unvanın gerektirdiği etik sorumluluğu sistematik biçimde ihlal eden kişi ve yapılar karşısında sessiz kalmak, bireysel hataların ötesinde kurumsal itibarı da çökertir. Meslek örgütleri, gazetecilik ile sosyal medya aktivizmi, eleştiri ile kişisel hesaplaşma, haber ile ifşa arasındaki çizgiyi artık net biçimde çizmek zorundadır. Bu bir yargılama çağrısı değildir. Bu, gazeteciliğin kendi aynasına bakma çağrısıdır. Çünkü gazeteciliğin itibarını korumanın tek yolu yanlış yapanla yüzleşebilmek, etikten kopanı “ama bizdendir” diyerek kollamamaktır. Aksi halde bir sabah uyanırız ve herkes gazeteci olur, Ama kimse gazetecilik yapmaz.




