Bir tespitle başlayalım. Denizle ormanın, tarih ile yaşamın iç içe geçtiği Muğla, bugün yalnızca turizm baskısı ya da plansız yapılaşmanın yanında yasal düzenlemeler, plan revizyonları ve “kalkınma” başlığı altında yürütülen siyasal tercihlerle doğrudan tehdit altında. İlin neredeyse tamamında doğa, sürekli bir savunma halinde. Bu tablo içinde Akyaka’da verilen son yargı kararı, yalnızca bir plan iptali değil; Muğla’nın tamamı için okunması gereken güçlü bir uyarı niteliği taşıyor.
Koruma Formalite Değil
Danıştay 6. Dairesi’nin, Akyaka Koruma Amaçlı Revizyon Nazım ve Uygulama İmar Planları ile bunların dayanağı olan Çevre Düzeni Planı’nı kesin olarak iptal etmesi, doğanın hâlâ hukuka sığınabildiği nadir anlardan biri olarak kayda geçti. Gökova Ekolojik Yaşam Derneği, Akdeniz Yeşilleri Derneği ve Akyakalı yurttaşların açtığı davada verilen bu karar, yerel mahkemenin daha önce ortaya koyduğu gerekçelerin usul ve hukuka uygun olduğunu teyit ediyor. Daha da önemlisi, koruma amaçlı planlamanın bir formalite değil, bağlayıcı bir ilke olduğunu hatırlatıyor. Eğer yurttaşlar dava açmasaydı, eğer sivil toplum bu ısrarcı takibi yürütmeseydi, Akyaka bugün hangi kaderi yaşıyor olacaktı?
Yaklaşımlar Sorunlu
Akyaka’daki planlar, mahkemelerce iptal edilirken gerekçe hep aynı noktaya işaret etti. Koruma statüsü altındaki alanların yapılaşmaya ve rant baskısına açılması. Bu durum sadece Akyaka’ya özgü değil. Muğla’nın neredeyse tamamında benzer bir refleksle karşı karşıya. Akbelen Ormanı’nda kömür madenciliği için kesilen ağaçlar, İkizköy’de yıllardır süren yaşam mücadelesi, Gökova’da koruma statülerinin adım adım gevşetilmesi, Datça’dan Fethiye’ye uzanan kıyı hattında art arda gelen plan değişiklikleri… Hepsi aynı hikâyenin farklı bölümleri. Bu hikâyede doğa, sürekli “istisna” haline getiriliyor. Koruma kararları geçici, yatırım kararları ise kalıcı kabul ediliyor.
Madencilik Yasası
Tam da bu nedenle madencilik faaliyetlerini genişleten düzenlemeler Muğla için yalnızca bir mevzuat tartışmasının ötesinde bir varoluş riski anlamına geliyor. Zeytinliklerin, ormanların ve su havzalarının “kamu yararı” gerekçesiyle feda edilebildiği bir hukuk zemini, Akbelen’i bir istisna olmaktan çıkarıp sıradanlaştırıyor. Oysa Muğla’nın asıl değeri, yer altında değil; yer üstündeki yaşamda, ekosistemde ve bu ekosistemi yüzyıllardır koruyarak var olan yerel kültürde yatıyor.
Akyaka Kararı
Bilindiği gibi Gökova’nın 1. Derece doğal sit statüsündeki alanların sınırlarını daraltarak koruma statülerini düşüren karar, Muğla Büyükşehir Belediyesi tarafından açılan dava sonucunda Danıştay 4. Dairesi tarafından 2924’te iptal edilmişti. Akyaka Orman Kampı da bu mahkeme kararı ile önceki koruma statüsü olan 1. Derece Doğal Alanına dönmüştü. Gökova Ekolojik Yaşam Derneği’nin, Orman Kampı Yönetim Planı Revizyonu’nun iptali için açtığı dava; koruma statülerinin masa başında düşürülüp fiiliyatta yeni yapılaşmalara kapı aralanmasına karşı bir başka itiraz. Danıştay 4. Dairesi’nin, Gökova’daki doğal sit alanlarının statüsünü düşüren Bakanlar Kurulu kararını iptal etmiş olması, bu itirazın ne kadar haklı olduğunu da ortaya koyuyor. Bir tespitle başladık, bir tespitle bitirelim. “Muğla’da doğa, korunmaktan çok savunulmak zorunda kalan bir gerçekliğe dönüştü”…




