Teşekkürle başlayalım. 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü nedeniyle arayan, soran, mesaj yayımlayan, organizasyon düzenleyen her kişi ve kuruma teşekkürler. Bir teşekkür de Menteşe Belediyesi basın bürosundan ayrıldıktan sonra Tarihi Muğla Arastası, Şadırvan Meydanı’nda bana tahsis edilen büro ve sağlanan imkânlar için Mabolla Ailesine…Her ne kadar Mabolla Medya çatısı altına girmesem de bir yıla yakın ailenin sağladığı imkânlarla gazetecilik faaliyetimi sürdürdüm. Geleni gideni, siyasetçiyi ziyaretçiyi orada ağırladım. Taki geçen haftaya kadar. Yeni bir yol haritası çizmek ve yeni kaynaklar yaratmak adına geçtiğimiz hafta kendilerine teşekkür ederek ofisi boşalttım. Şimdilik işe ‘home office’ devam ediyorum. Gazetecilik mesleğinin dayanışma günü olan 10 Ocak’ta şahsıma verilen desteğe ilişkin bu notu paylaşmayı bir borç ve görev olarak gördüm.
Bu Ülkede Gazeteci Olmak
Bu ülkede gazeteci olmak zor. Sadece ekonomik nedenlerle değil; siyasi iklim, toplumsal kutuplaşma ve artan baskı ortamı da bu zorluğu her geçen gün derinleştiriyor. Haber yaparken, soru sorarken, gerçeği ararken sürekli bir sınırla karşı karşıyasınız. O sınır bazen patronun ticari kaygısı, bazen siyasi iktidarın hassasiyetleri, bazen de toplumun kutuplaşmış refleksleri oluyor.
Asgari Ücret, Azami Baskı
Çalışan gazetecilerin büyük bölümü güvencesiz. Basın kartı olan ama sigortası olmayan, tam zamanlı çalışan ama yarı zamanlı ücret alan, fazla mesaisi görünmeyen, emeği yok sayılan binlerce gazeteci var. Asgari ücret artık bir istisna değil, sektör standardı hâline gelmiş durumda. Üstelik bu ücretle sadece haber üretmeniz değil, susmanız, görmemeniz, yazmamanız da bekleniyor.
Asgari Ücret, Azami Baskı
Gazetecilik mesleği, kamunun haber alma hakkını savunmakla yükümlü bir meslek. Ancak bugün gazeteci, önce kendi hayatta kalma mücadelesini vermek zorunda bırakılıyor. Kira, fatura, ulaşım derdi; bir yandan da “yarın işim olur mu” kaygısı. Bu şartlar altında bağımsız kalabilmek, mesleki onuru koruyabilmek ciddi bir direniş gerektiriyor.
Siyaset Kadar Toplumun Baskısı
Siyasi baskılar kadar sosyal baskılar da gazeteciliği kuşatmış durumda. Yaptığınız bir haber, yazdığınız bir köşe yazısı, attığınız bir başlık ya da sorduğunuz bir soru; sosyal medyada eleştirilere, tehditlere, hedef göstermelere dönüşebiliyor. Gazeteci artık sadece haber yaparken değil, yaşamının her anında kendini savunmak zorunda kalıyor.
Kutlama Değil, Dayanışma
İşte bu yüzden 10 Ocak, gazeteciler için bir “kutlama” günü değil; dayanışma günüdür. Birbirinin halinden anlayanların, emeğin kıymetini bilenlerin, yalnız olmadığını hatırlamak isteyenlerin günüdür. Mesleğin itibarını ayakta tutan şey de tam olarak budur: Dayanışma, direnç ve mesleğe olan bağlılık. Tüm zorluklara rağmen mesleğini sürdüren, asgari imkânlarla azami vicdan üretmeye çalışan tüm meslektaşlarımızın 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nü bir kez daha dayanışma duygusuyla selamlıyorum.




