Bazen bir seçim, yalnızca kazananı belirlemez; kurumların iç dengelerini, yönetim anlayışını ve gelecekte ödenecek siyasi faturayı da ortaya çıkarır. Muğla Büyükşehir Belediyesi iştiraki MUBEP’te tamamlanan yetkili sendika süreci de tam olarak böyle bir dönüm noktası oldu. DİSK’in açıklamasına göre; yetki DİSK/Genel-İş’te… MUBEP’te çalışan toplam 4 bin 536 personelin sendika tercihine ilişkin açıklanan sonuçlara göre, 2 bin 294 çalışan DİSK/Genel-İş’i seçti. Bu sonuçla DİSK/Genel-İş, iş yerindeki yetkili sendika unvanını korudu. Bilindiği gibi DİSK/Genel-İş, sonucu “örgütlü mücadelenin zaferi” olarak ilan etti. Açıklamasında, süreç boyunca baskı, tehdit ve sendika değiştirme dayatmalarıyla karşı karşıya kaldıklarını, buna rağmen üyelerin sendikalarına sahip çıktığını savundu.
Bu iddialar yeni değil. Haftalar boyunca kamuoyunun gündemindeydi ve sendika yargıya başvurduğunu açıkladı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı nezdinde inceleme başlatıldığı ve müfettiş görevlendirildiği duyuruldu. Belediye Başkanı Ahmet Aras ise belediyenin hiçbir sendikanın tarafı olmadığını belirterek çalışanların özgür iradesinin esas olduğunu ifade etti. Şimdi geriye yalnızca sonuç kaldı. Ve sonuç, herkesin kendi açısından okumaya çalıştığı bir tablo ortaya koyuyor. DİSK’e yakın kaynaklara göre yetki alındı. Bugün sayısal farktan çok bu sonucun hangi koşullarda ortaya çıktığı tartışılıyor. Çünkü belediye kulislerinde uzun süredir sendikal süreci belediye bürokrasisinin yönettiği, özellikle Genel Sekreter Tayfun Yılmaz ve bazı üst düzey yöneticilerin sürecin merkezinde yer aldığı iddia ediliyordu. Bu nedenle yetkinin DİSK/Genel-İş’te kalması, belediye kulislerinde ve kamuoyunda yalnızca bir sendikal başarının ötesinde süreci yönettiği öne sürülen bürokratik anlayışın başarısızlığı olarak yorumlandı. Elbette bu değerlendirmeler siyasi ve idari yorum niteliğinde. İddiaların doğruluğuna ilişkin son sözü hukuki süreç söyleyecek. Ancak şu soru ortada duruyor: Eğer süreç boyunca dile getirilen baskı iddiaları doğruysa, bütün bunlara rağmen işçilerin önemli bir bölümü neden tercihini değiştirmedi? Belki de bu sorunun cevabı, “örgütlü mücadele” kavramının içinde saklıdır.
Eskilerin bir sözü vardır: “Sel gider, kumu kalır.” Bugün itibarıyla sel çekilmiş, kum birilerinin kucağında kalmış olsa da ikinci kez yaşanan bu sel, bir kez daha yaşanır mı? Bu kurum, aynı gerilimleri bir kez daha kaldırabilir mi? soruları yanıtlanmayı bekliyor. Dün ifade ettik, yineleyelim. Sendika yetkiyi almış olabilir ama asıl önemli olan belediye yönetiminin bu durum karşısında nasıl davranacağıdır. ‘Sendikal anlamda zafer, bürokrasi anlamında yenilgi’ kurumsal barışa mı yoksa yeni bir çatışmaya evrilecek? MUBEP’teki sendikal mücadelenin gerçek sınavı bugün değil, önümüzdeki aylarda başlayacak toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde verilecek.
Yangın Tankerindeki Fotoğrafın Anlattıkları
Bir metaforla bitirelim. Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin 25 yeni yangın tankerini kırsal mahallelere teslim ettiği törende, Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın, törenin ardından Genel Sekreter Tayfun Yılmaz’ı da yanına alarak yangın tankerinin direksiyonuna geçmesi, sıradan bir protokol fotoğrafı olarak okunmadı. Özellikle MUBEP’teki yetkili sendikanın belirlenme sürecinde adı çeşitli iddialarla gündeme gelen Tayfun Yılmaz’ın bu karede Başkan Aras’la birlikte yer alması, kamuoyuna verilmiş sembolik bir mesaj olarak değerlendirildi. Ancak asıl dikkat çeken, ikilinin bir yangın tankeri üzerinde görüntü vermesidir. Çünkü bugün Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin önündeki asıl yangın, ormanlarda değil sendikal süreçte yaşanan gerilimdir. Önümüzdeki aylarda kurulacak toplu iş sözleşmesi masası, bu hararetin düşüp düşmeyeceğini gösterecektir. Başkan Aras ile Genel Sekreter Yılmaz’ın birlikte direksiyonuna geçtiği yangın tankeri, MUBEP’te sendikal süreçte yükselen harareti söndürmeye yetecek midir? Bekleyip görmek gerekir…




