Türkiye Büyük Millet Meclisi, yaklaşık 12 saat süren tarihi bir oturumun ardından çözüm sürecinin hukuki altyapısını oluşturması beklenen çerçeve yasayı kabul etti. 467 milletvekilinin “evet”, 87 milletvekilinin “hayır”, 7 milletvekilinin ise “çekimser” oy kullandığı oylamanın matematiği, ilk bakışta yasaya verilen desteğin genişliğini gösteriyor. Ancak Meclis aritmetiğinin asıl anlamı, 467 sayısında değil, bu sayının nasıl oluştuğunda gizli. Çünkü oylama, yalnızca bir kanun teklifinin kabul edilmesi değildi. Aynı zamanda Türkiye siyasetinin yeni fay hatlarını görünür hale getiren bir siyasi testti. AK Parti, DEM Parti ve MHP milletvekillerinin tamamının “evet” oyu kullanması, sürecin iktidar bloku ile DEM Parti açısından taşıdığı ortak zemini ortaya koydu. CHP’de ise tablo farklıydı. Partinin 29 milletvekili “evet” derken 2 milletvekili “hayır” dedi, 14 milletvekili oylamaya katılmadı. Asıl dikkat çekici tablo ise YENİ Parti’de ortaya çıktı. Bize göre YENİ Parti ilk büyük sınavını verdi. 91 milletvekiline sahip YENİ Parti’de 89 milletvekili oylamaya katıldı. Bunların 54’ü “hayır”, 35’i ise “evet” dedi. Bu sonuç, partinin Meclis grubunda tek bir siyasi iradenin hakim olmadığını gösterdi. Fakat bunu yalnızca bir parti içi ayrışma olarak okumak eksik kalabilir. Çünkü YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Genel Kurul kürsüsünden partisinin ve parti yönetiminin “evet” kararını savunurken, milletvekillerine blok oy talimatı verilmediğini açıkça ortaya koydu. Milletvekillerinin seçildikleri illerin beklentilerine göre oy kullanması tercih edildi. Bu yaklaşım, yeni kurulan bir siyasi parti açısından yalnızca bir özgürlük alanı yaratmıyor, aynı zamanda siyasal sorumluluğu milletvekillerinin üzerine dağıtıyor. Özel’in sözleri bu nedenle önemli.
Türkiye’nin geleceği açısından sorumluluk üstlendiğini söyleyen Özel, siyasi iktidarla yaşanan ağır çatışmalara rağmen “barış hakkını” öne çıkardı. Buradaki temel siyasi tercih şudur: Bir siyasi mücadelede rakibinizle aynı masada oturmak, onunla aynı fikirde olduğunuz anlamına mı gelir; yoksa ülkenin çıkarları söz konusu olduğunda masadan kalkmamak mı siyasetin gereğidir? Özel’in tercihi ikinci seçenekten yana görünüyor. Bu, YENİ Parti açısından kolay bir karar değil. Çünkü süreç devam ederken Cumhurbaşkanı adayı tutuklanmış, parti yöneticileri hapse girmiş ve CHP’nin kurultayına ilişkin yargı kararları siyasetin merkezine oturmuş durumda. Böylesi bir atmosferde “evet” demek, doğal olarak partinin kendi tabanında tartışma yaratacaktır. Nitekim yaratmıştır.
YENİ Parti’nin 54 “hayır” oyunun içinde Muğla milletvekilleri Süreyya Öneş Derici, Cumhur Uzun ve Gizem Özcan var. Bilindiği gibi Muğla siyaseti, son dönemde ciddi bir yeniden yapılanma sürecinden geçiyor. CHP’den YENİ Parti’ye yaşanan geçişler, Meclis aritmetiğini değiştirdiği kadar, seçmenin önündeki siyasi seçenekleri de yeniden tarif ediyor. Dolayısıyla Muğla milletvekillerinin bu oylamadaki tutumu, önümüzdeki dönemde yalnızca TBMM tutanaklarında kalacak bir tercih olmayabilir. Yerel ve genel siyasette bunun karşılığının ne olacağını zaman gösterecektir.
Toparlayalım. Ekrem İmamoğlu’nun Özgür Özel’in kararına açık destek vermesi ise oylamanın bir başka siyasi boyutunu oluşturdu. İmamoğlu’nun, Özel’in aldığı kararın arkasında olduğunu açıklaması, “evet” tercihinin yalnızca Meclis grubuna ait teknik bir karar olmadığını gösteriyor. “Burada daha geniş bir siyasal hesap var” tespitiyle bitirelim.




