Muğla Büyükşehir Belediyesi iştiraki MUBEP’te yetki DİSK/Genel-İş’in oldu. Yetkili sendikanın belirlenmesiyle birlikte yalnızca bir sendikal yarış sonuçlanmadı. Aynı zamanda haftalardır kamuoyunun gündemini meşgul eden iddialar da yeni bir anlam kazandı. Süreç boyunca DİSK/Genel-İş, çalışanlara sendika değiştirmeleri yönünde baskı yapıldığı, tehdit ve işten çıkarma kaygısıyla karşı karşıya bırakıldıkları yönünde ciddi iddialar dile getirdi. Bu iddialar yalnızca basın açıklamalarıyla sınırlı kalmadı; Bakanlık nezdinde inceleme başlatıldığı açıklandı, müfettiş görevlendirildiği duyuruldu ve konu yargıya taşındı. Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras ise belediyenin hiçbir sendikanın tarafı olmadığını belirterek çalışanların özgür iradesine saygı duyduklarını ifade etti.
Bugün ortaya çıkan sonuç ise doğal olarak şu soruyu gündeme getiriyor: Eğer dile getirilen baskı iddiaları doğruysa, bütün bu girişimlere rağmen işçilerin büyük bölümü neden tercihini değiştirmedi? Bu sorunun yanıtı, seçim sonucunun kendisinde saklı olabilir. DİSK/Genel-İş’in yetkiyi koruması, sendikanın ifade ettiği gibi yalnızca sayısal bir başarı olarak değil, örgütlü iradenin sandığa yansıması olarak da okunabilir. Eğer gerçekten çalışanlar üzerinde baskı kurulduysa ve buna rağmen sendikal tercih değişmediyse, kazanan yalnızca bir sendikanın ötesinde işçilerin ortak iradesi olmuştur. Böyle bir tabloda kaybeden ise, iddialar doğruysa, çalışanların özgür tercihine müdahale etmeye kalkışan anlayıştır.
Ancak bu noktada önemli bir ayrımı da yapmak gerekiyor. Baskı iddiaları bugün itibarıyla hukuki inceleme konusu. Bu nedenle nihai hükmü verecek olan ne siyaset ne de kamuoyu; yargı ve yürütülen idari soruşturmalardır. Gerçeklerin tüm yönleriyle ortaya çıkması, hem sendikalar hem belediye yönetimi hem de çalışanlar açısından büyük önem taşıyor. Fakat tartışmasız olan başka bir gerçek var. Sosyal demokrat kimliğiyle yönetilen bir belediyede sendikal özgürlük, yalnızca hukuki bir hak değil, aynı zamanda siyasal ve ahlaki bir sorumluluktur. Kendisini emeğin, örgütlenme özgürlüğünün ve sosyal adaletin yanında konumlandıran bir yönetimin, sendikalar arasında taraf olduğu izlenimini dahi doğuracak uygulamalardan uzak durması beklenir. Çünkü sosyal demokrasinin en temel dayanaklarından biri, emeğin örgütlü gücüne duyulan saygıdır. Bu nedenle MUBEP’teki sonuç, yalnızca DİSK/Genel-İş’in kazandığı bir yetki yarışı olarak görülmemelidir. Sonuç, aynı zamanda yerel yönetimlere de önemli bir mesaj veriyor: Çalışanların sendikal tercihi, yönetimlerin değil, işçilerin özgür iradesiyle belirlenmelidir. Örgütlü emek, ancak özgür iradeyle anlam kazanır. Eğer süreçte öne sürülen baskı iddiaları yargı ve idari soruşturmalar sonucunda doğrulanırsa, bu yetki sonucu yalnızca bir sendikanın başarısı olarak değil; baskıya karşı dayanışmanın, korkuya karşı örgütlü mücadelenin ve işçinin iradesinin zaferi olarak tarihe geçecektir. Çünkü sendikalar seçim kazanabilir; fakat asıl kazanç, işçinin özgür iradesinin hiçbir baskıya teslim olmamasıdır. Ve belki de bu sürecin en önemli dersi şudur: Sosyal demokrat belediyeler, emeğin yalnızca söylemde değil, uygulamada da güvencesi olabildikleri ölçüde inandırıcıdır. İşçinin iradesi yönetimlerin değil, demokrasinin emanetidir.
Ancak asıl sınav şimdi başlıyor. Yetki süreci geride kaldı; bundan sonra önemli olan, belediye yönetiminin bu sonuca nasıl yaklaşacağıdır. Eğer süreç boyunca dile getirilen baskı iddialarını çağrıştıracak uygulamalar devam eder, sendikal tercihleri nedeniyle çalışanlar üzerinde yeni baskılar oluşur ya da işten çıkarma gibi tasarruflar gündeme gelirse, bunun bedelini yalnızca işçiler değil, Muğla Büyükşehir Belediyesinin kurumsal işleyişi de öder. Çünkü çalışma barışı, yönetimlerin tek taraflı iradesiyle değil; karşılıklı güven, diyalog ve hukuka bağlılıkla korunur. Güvenin zedelendiği bir kurumda verimlilik düşer, huzursuzluk büyür ve hizmet kalitesi kaçınılmaz olarak etkilenir. Üstelik önümüzde toplu iş sözleşmesi görüşmeleri bulunuyor. Sendikanın yetkiyi güçlenerek aldığı bir ortamda çalışanların ücret, sosyal haklar ve çalışma koşullarına ilişkin beklentileri de doğal olarak artacaktır. Belediyenin bu süreci uzlaşma yerine gerilim ekseninde yönetmesi halinde, toplu pazarlık masasındaki anlaşmazlıklar iş uyuşmazlığına, arabuluculuk süreçlerine ve son aşamada grev tartışmalarına kadar uzanabilir. Oysa hiçbir tarafın böyle bir tabloya ihtiyacı yok. Muğla’nın ihtiyacı; sendikal tercihlere saygı gösterilen, emeğin cezalandırılmadığı, hukukun üstünlüğünün esas alındığı ve toplu sözleşme masasının bir hesaplaşma alanına değil, sosyal diyalog zeminine dönüştüğü bir çalışma iklimidir.
Toparlayalım. MUBEP’te verilen mesaj nettir: İşçiler iradelerini ortaya koymuştur. Bundan sonraki süreçte aynı olgunluğu göstermesi beklenen taraf ise belediye yönetimidir. Çünkü gerçek başarı, yalnızca seçim sonucunu kabul etmenin yanında o sonucun gerektirdiği demokratik ve sosyal hukuk devleti anlayışını çalışma yaşamına da yansıtabilmektir.




