Beklenen oldu, Özgür Özel’in “Yarın yeni partimizi kuruyoruz” açıklaması, Türkiye siyasetinde uzun süredir beklenen kırılma anını resmileştirdi. Artık tartışma, CHP’nin bölünüp bölünmeyeceği değil; bu bölünmenin siyaseti nasıl yeniden şekillendireceğidir. Mahkemenin “mutlak butlan” kararıyla CHP Genel Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Özel’in tercih ettiği yol, hukuk mücadelesini sürdürmesine karşın bu süreçte bir sonuç çıkmaması üzerine yeni bir siyasi adres oluşturmak oldu. Bu tercih, yalnızca kişisel bir liderlik hamlesinin ötesinde Türkiye’de merkez solun yeniden tanımlanması girişimi olarak okunabilir. Ancak bu hikâyeyi sadece “yeni parti kuruldu” cümlesiyle anlatmak mümkün değil. Asıl soru şu: “CHP’nin önemli bir bölümü yeni partiye mi taşınıyor?
Özel’in konuşmasındaki en dikkat çekici bölüm, “Partinin adı değişir, logosu değişir ama bizi bu birlikteliği bölemezler” sözleriydi. Bu cümle, aslında kurulacak yapının sıfırdan inşa edilen bir hareket değil, CHP’nin siyasi ve örgütsel mirasını sahiplenme iddiası taşıyan bir devam projesi olduğunu gösteriyor. Bu nedenle Yeni Parti yalnızca CHP’den kopanların adresi olmayacak; aynı zamanda “gerçek CHP biziz” söyleminin kurumsallaştığı bir siyasi zemine dönüşebilir.
Özel’in en iddialı çıkışı ise kurulacak partinin “açık ara Türkiye’nin ana muhalefet partisi” olacağını söylemesiydi. Bu iddia iki varsayıma dayanıyor. İlki, milletvekillerinin büyük çoğunluğunun yeni partiye geçeceği beklentisi. İkincisi ise belediye başkanlarının ve yerel örgütlerin zaman içinde Yeni Parti’ye yönelmesi. Eğer gerçekten TBMM’deki muhalefetin büyük kısmı yeni partiye geçerse, ülke siyasetinde daha önce benzeri görülmemiş bir tablo ortaya çıkacak. CHP hukuken varlığını sürdürürken, siyasi ağırlık merkezi Yeni Parti’de olacak. Buna ayrılık gözüyle bakılamaz, bu resmen muhalefetin el değiştirmesidir.
Özel konuşmasının önemli bölümünü yalnızca CHP tabanına değil, farklı seçmen gruplarına ayırdı. Sosyal demokratlar, muhafazakâr demokratlar, sosyalistler, kürt seçmen ve Atatürk ve Cumhuriyet’le sorunu olmayan herkes… Bu liste tesadüfün ötesinde klasik CHP seçmeninin ötesine geçen geniş bir demokratik ittifak kurma denemesidir. Türkiye’de birbirinden oldukça farklı siyasal kimlikleri aynı çatı altında uzun süre bir arada tutabilen örnekler oldukça sınırlı. Bir partiyi kurmak kolay ancak farklı beklentileri aynı programda buluşturmak zordur. Bu nedenle önümüzdeki süreçte toplumun tüm unsurlarını tehdit eden hayat pahalılığı, geçim zorluğu, ekonomik sıkıntılar üzerine politikalar geliştirilecektir.
Peki ya belediyeler ve belediye başkanları? Özgür Özel’in Ekrem İmamoğlu, Mansur Yavaş, Zeydan Karalar ve Vahap Seçer’i özellikle isim vererek anması da dikkat çekiciydi. Bu mesaj yalnızca bir dayanışma mesajı olmanın yanında Yeni Parti’nin en güçlü avantajının belediyeler olacağını gösteren stratejik bir işaretti. Zira ana muhalefetin en görünür siyasi gücü TBMM çoğunluğundan çok yerel yönetimlerde bulunuyor. Ancak belediye başkanlarının aynı zamanda hukuki, idari ve siyasi baskılar altında olduğu da unutulmamalı. Özel’in “kimseye baskı yapılmayacak” vurgusu da bu nedenle önemliydi.
Bugün yaşananlar ne sadece Özgür Özel’in ne de sadece Kemal Kılıçdaroğlu’nun hikayesi olarak görülemez. Bu yeni bir dönemin başlangıcıdır. Mahkeme kararıyla yeniden genel başkanlık koltuğuna dönen Kılıçdaroğlu artık tarihindeki en büyük örgütsel sınavlardan biriyle karşı karşıya. Çünkü bir siyasi partinin tabelasını korumak başka, toplumsal meşruiyetini korumak başkadır…
Önümüzdeki haftalarda CHP’nin il-ilçe örgütlerinden belediye meclislerine ve sıradan üyeye kadar yaşanacak hareketlilik, sosyal demokrat siyasetinin yeni güç haritasını belirleyecek.
Bundan sonra ne olacak? Asıl mücadele seçim meydanlarında başlamadan önce, örgütlerde, belediyelerde ve milletvekilleri arasında yaşanacak. Ve belki de ilk kez bir siyasi partinin geleceğini seçim sandığı değil, mahkeme kararı sonrasında başlayan büyük göç belirleyecek. Bir tespitle bitirelim. Yeni Parti, CHP açısından uzun süredir ertelenen bir hesaplaşmanın resmiyet kazanmış hâlidir.
Bugün gündeme ilişkin sosyal medya paylaşımlarımıza gösterdiğiniz ilgi için teşekkürler. Yeni Parti’nin il başkanlığı binasına ait görseli, “İnsan nereye giderse kendini götürür” notuyla paylaşmıştık. Paylaşımın ardından “Tamam, anlaşıldı… Mesajı aldık.” diyen çok sayıda okurumuzdan mesaj ve telefon aldık. Günün en dikkat çekici dönüşü ise CHP’den istifa ettiğini sosyal medya hesabından duyuran bir partiliden geldi. Paylaşımımıza nazire yaparak şu cümleyi kurdu: “Sayın Yazar; Biz nereye gidersek CHP orasıdır.”
Belki de bugün yaşanan siyasi kırılmanın özeti tam da bu iki cümle arasında saklı. Bir tarafta, insanların gittikleri yere kendi siyasal kültürlerini ve aidiyetlerini taşıdığına inananlar… Diğer tarafta ise partilerin tabelalarla değil, onları oluşturan kadrolarla var olduğunu savunanlar… Önümüzdeki süreçte cevabını arayacağımız soru da bu olacak: CHP binada mı kaldı, yoksa yola çıkanlarla birlikte mi yürüdü? Bunun kararını ne siyasetçiler ne de köşe yazarları verecek.




